Bize, Kur’an’la yatan, Kur’an’la kalkan, Kur’an’la konuşan, Kur’an’la düşünen, Kur’an’la amel ederken örnek ve önder olarak Sevgili Peygamberimizi izleyen Müslümanlardan olmak gerekir.
Ölürken son söylediği söz, “Param, param, paraaaaaam” olan adam, ömür boyu en çok kullandığı sözle hayatına son verir.
Bir yarışmada her sözcüğün içinde geçtiği şarkı veya türküyü hatırlamak, şarkı veya türküyle çok meşgul olmaktan geçer.
Ömrü, Kur’an okuyarak, onu anlayarak ve anladığını uygulayarak geçen biri de her şeyi Kur’an penceresinden görür.
Size, Kur’an’la konuşan bir kadını tanıtacağım ama ayetlerin Türkçesini verdiğimden konuşmanın tatlı seyri biraz kayboluyor.
Siz, ayet numaralarına bakarak Kur’an’dan da takip ediniz.
Abdullah bin Mübarek (H.118-181, M. 736-797), hacca giderken, yolda bir ağacın dibinde ihtiyar bir kadına rastlar.
Abdullah: Allah’ın selamı ve rahmeti senin üzerine olsun.
Kadın: Rahim olan Rab’den selam sözü vardır. (Yasin 58)
Abdullah: Ne yapıyorsun burada?
Kadın: Allah kimi sapıtırsa ona yol gösteren olmaz. (A’raf 186)
Abdullah: Ne tarafa gidiyorsun?
Kadın: Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya götüreni tespih ederim. (İsra 1)
Abdullah: Burada ne kadar kaldın?
Kadın: Tam üç gece. (Meryem 10)
Abdullah: Yiyeceğin nerede?
Kadın: O, beni yedirir ve içir. (Şuara 79)
Abdullah: Abdest suyun nerede?
Kadın: Suyu bulamadığınız zaman temiz toprakla teyemmüm ediniz. (Nisa 43, Maide 6)
Abdullah: İşte yiyecek. Buyurun yiyin.
Kadın: Orucunuzu akşama kadar tamamlayınız. (Bakara 187)
Abdullah: Bu ay, Ramazan ayı değil.
Kadın: “Kim gönülden iyilik yaparsa, şüphesiz Allah, şükrün karşılığını veren ve bilendir”.
(Bakara 158)
Abdullah: “Yolculukta yemek ruhsatı vardır”
Kadın: “Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 189)
Abdullah: Sen de benim gibi konuşsana.
Kadın: “Söylediği her sözde muhakkak yanında hazır bir gözcü vardır. (Kaf 18)
Abdullah: “Sen hangi kabiledensin?”
Kadın: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, öz ve gönül, hepsi yaptığından sorumludur.” (İsra 36)
Abdullah: “Özür dilerim. Hata ettim.”
Kadın: “Bu gün sizi kınamak yok. Allah sizi afvetsin. (Yusuf 92)
Abdullah: Benim deveye binerek, kafileye yetişmek ister misin?
Kadın: “Yaptığınız her iyiliği, Allah bilmektedir.” (Bakara 197)
Abdullah, deveyi çökertir ve- Buyurunuz, bininiz.
Kadın: “Mümin erkeklere söyle gözlerini kapatsınlar.” (Nur 30)
Kadın, deveye binince:
Bunları, bizlerin emrine veren Allah’ı tespih ederiz. Biz, bunları emrimiz altına almaya yaklaştıramazdık. Biz, elbette Rabbimize dönüyoruz.
(Zuhruf 13,14)
Abdullah, devenin yularından tuttu ve kaldırmak için bağırdı. Deve hırçınlık yapınca kadının elbisesinden yırtılma oldu.
Kadın: “Başınıza gelen her musibet, elinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. O (Allah) birçoğunu affeder.” (Şura 30)
Abdullah: Deveyi yürütmek için sert bağırdığımda,
Kadın: “Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini de kıs.” (Lokman 199)
Abdullah, deveyi yavaşça sürmeye ve bir türkü çağırmaya başladı.
Kadın: “Kur’an dan kolayınıza gelen yeri okuyunuz.” (Müzzemmil 20)
Abdullah: Teyzeciğim, senin bir eşin var mı?
Kadın: “Ey iman edenler, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız.” (Maide 101)
Abdullah, kafileye kavuştukları zaman- Oğlun veya sana bakacak bir yakının var mı?
Kadın: “Mal ve çocuklar, dünya hayatının süsüdürler.” (Kehf 46)
Abdullah: Çocuklarının, kafiledeki işi nedir?
Kadın: “Kılavuzdurlar. Yıldızlarla yollarını bulurlar.” (Nahl 16)
Abdullah: Çocuklarının adı nedir, ona göre kalabalık kafileden onları adlarıyla çağıracağım?
Kadın: “Allah, İbrahim’i dost edindi” (Nisa 125), “Musa ile Allah konuştu” (Nisa 164), “Yahya, kitaba sıkı sarıl” (Meryem 12).
Çocuklarının hepsini isimleriyle çağırınca koşarak geldiler ve
Kadın şöyle dedi: İçinizden birini, şu gümüş para ile şehre gönderin de hangi yemek daha temiz ise ona baksın ve size bir yemek getirsin. (Kehf 19)
Kadının çocukları, Abdullah bin Mübarek’e “Annemiz kırk yıldır Kur’an’la konuşur” dediler ve konuşma da burada sona erer.
Abdullah bin mübarek, İmam Ebu Hanife’nin talebelerindendir.
Kur’an’la yatan, Kur’an’la kalkan, Kur’an’la konuşan bu kahraman insanlar, o yıllarda bir kısmı İspanya’yı fethetmiş, öbür kısmı da Çin sınırına varmıştı.
Batı kriterlerinin papağanlarıyla geldiğimiz yer ise belli.
Kısırlaştırılmış mantığımıza vurmadan tarihe bakalım. Bu dediğim olmuş mu olmamış mı?