‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Fe ke ennemâehyâ’n-nâsecemian /

Sanki bütün insanları birlikte ihya etmiştir.” (Maide 32)

İnsan denilen varlık diğer canlılardan çok farklıdır. Bir arı kovanında binlerce arı vardır, bunlar bir ümmettirler. Ayrıca yeryüzünde milyarlarca kovan vardır ama bu kovanlar bir ümmet değildirler. Oysa insanlar on milyara yaklaşıyorlar, bunlar tek ümmettir. Çin’de doğan bir çocuk benim kardeşimdir, ben ondan sorumluyum; onu doğuran annesine ve babasına gerektiğinde katkıda bulunmalıyım. Zelzele olmuş, sel olmuşsa, benim onlara katkıda bulunmam gerekmektedir; çünkü biz bütün insanlarla bir olmuşuzdur.

Bunu yani BU bir olmayı nasıl başaracağız?

İşte sorun budur. Kızılay çadırları gönderir ama isterse gönderir. İane değil, yardım değil, vecibe ve dayanışma için yapar bunu.

“Adil Düzen Anayasası”nda dayanışma ortaklıkları anlatılmaktadır.

Şimdi bu genel kural içinde bir taraftan insanların haklarına taaddi etmeyecek, diğer taraftan her ferdin hukuku görülecek, ihtiyaçları giderilecektir.

Bu sorun nasıl çözülecektir?

Bu sorunun çözümü şuub ve kabail olarak hazırlanmamızla olacak, insanlar ocaklar, bucaklar, iller ve ülkeler hâlinde örgütlenecek. Ayrıca bucakta, ilde, ülkede ve insanlıkta ilmî, dinî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıkları oluşacak. İlçelerde hakemler, bölgelerde ihtisas hakemleri, kıta merkezlerinde ise üstün hakemler olacak. Çıkan her türlü nizalar hakemler tarafından çözüme ulaştırılacak. Dayanışma ortaklıkları hakem kararlarına göre infaz edecek. Tüm yeryüzü tek bir canlı imiş gibi yaşayacak, gelişecek, uygarlaşacaktır.

İnsan cüzi iradesi ile ne derece özgürse külli irade içinde de o derece mutidir. İnsan böyle yaratılmıştır. İnsanın saadeti budur.

İntihar saldırısı iki bakımdan Kur’an’ın emirlerine aykırıdır. Birincisi; intihar ferdî harekettir, oysa ferdî savaş yoktur. İkincisi; insan kendi kendisini var etmemiştir. Bu nedenle kendisi kendisinin değildir, bu nedenle kendisini de öldüremez.

“Ve lekadcâethümrusulünâ / Ve onlara resullerimiz gelmişti.” (Maide 32)

Ve” harfi “erselnâ”ya atfetmektedir. “Ve Câethum” denmemiş de “VeLekad” kelimesi getirilmiştir. “Ketebnâ”ya doğrudan atfetmiş olsaydı, Tevrat’ta yazıldığı zamanda resuller gelmiş olacaktı. Hâlbuki resuller daha sonra gelmişlerdir. Bunun için araya “Lekad” gelmiştir. Şimdi resuller gelmiştir. Tevrat’ta böyle yazdık, şimdi de resullerimiz gelmiştir.

Allah kitaplar göndermekte, onları anlatmak için de resuller göndermektedir. Yalnız resul gelmiştir ama resulsüz kitap gelmemiştir. Kitap ölü şekillerden ibarettir. İnsan ise canlıdır. Allah’ın halifesi şekiller değil de insandır. Cebrail Kur’an’ı Hazreti Muhammed’e getirmiş, bize de O’ndan alanlar getirmişlerdir. Gerek hadiste gerekse kıraatte bunun için ravi önemlidir ve şarttır.

Resuller” kuralsız çoğul getirilmiştir. Çünkü resuller ayrı ayrı zamanlarda ve değişik topluluklara gelmişlerdir. Biliyoruz ki insan genetiği en uygar eğitimi alabilmektedir. Bir çocuğu ele alsak, 15 yaşına kadar insanlarla temas etmeden büyütsek, sonra onu bir topluluğun içine bıraksak, 2-3 sene içinde onların dilini öğrenir ve onların yaptıklarını yapmaya başlar. O halde, eğer Allah herhangi bir kimseyi alsa ve melekleri görevli yaparak mesela bundan on bin sene önce ona rüyada bu hayatı gösterse, bunu değişik zamanlarda yapsa, o kimse bizim kadar bilgili ve eğitimli olabilir. Allah Hz. Adem’den başlayarak böyle seçilmiş insanları gönderdi, onlar o topluluğun üstünde ve insanlığın uygarlaşmasında yardımcı oldu. (Devamı var.)