Evet, tevafuk hem de çok derin bir tevafuk eseri

olacak, bu hafta da içinde bulunduğumuz siyasi ve sosyal sorunları (hem de

kör-sağır-dilsiz olanlara rağmen, bu köşede hep ısrarla hatırlattığım SOSYAL

TUFAN seviyesindeki sorunları) doğrudan ilgilendiren konular denk geldi;

ilgili bölümleri sizlerle aynen aktarmaya devam ediyorum.

***

Bundan önceki âyette (Tevbe Sûresi 62. âyet) iktidarı

devirip kendileri iktidara geçmek isteyenleri anlattı. Sonunda temel kuralı

koydu. O kural da; hakemlerden oluşan yargının üstünlüğüdür, yargının gücünü

azaltma değil yargıyı adil hâle getirip daha çok güçlendirmedir.

AK Parti nin şimdi yaptığı şey yargıyı siyasilerin emrine

verme şeklindedir, bu da külliyen yanlıştır.

Bu âyette (Tevbe Sûresi 63. âyet) bu kadar basit şeyleri

bilmiyorlar mı denmektedir.

Hakemlerden oluşan yargının yetkilerini daraltmak

isteyenler, onunla sınır kavgası yapanlar için cehennem vardır, orada ebedi

kalacaklardır denmektedir. Orada ebedi kalacaklardır denmemiş olsaydı, bu

nârın dünya nârı olduğunu söyleyebilirdik. Orada hâlid kalacaklardır

denmesinden anlıyoruz ki bu ateş âhiretteki cehennem ateşidir. Bilmediler mi

diyerek onların bunu bilmeleri gerektiğini ifade etmektedir.

Onlar inanmamış iseler bunu nasıl bileceklerdir

Burada zikredilen kimseler Allah a inanmayan kimseler

değildir. CHP liler değildir. CHP diyor ki; din ile dünya birbirine karışmaz.

İsteyen Allah a iman eder ve O na ibadet eder ama dünya işlerine Allah ı

karıştırmaz. Kamu işlerinde kimse Allah tan ve inançtan bahsedemez. Bu

sosyalistlerin laiklik anlayışıdır. CHP buna inanmaktadır.

BDP de bu anlayıştadır.

Ama MHP ve AK Parti ise bu görüşe karşıdırlar. Laik olma

demek devlet yönetiminde yönetilenler arasında ayırım gözetmemedir. Herkesi

kendi anlayışına bırakma hükmetme değil uzlaşmadır. Bunlar hakkı kabul ediyor

ve Müslüman olduklarını söylüyorlar. Hitap bunlaradır. MHP ile AK Parti yedir.

Bunlar gerçekten Allah a iman ediyorlarsa, birleşmeleri ve yargıyı

hakemlerden oluşturmaları, âdil hâle getirmeleri, ondan sonra da ona en üst

yeri vermeleri gerekmektedir. Bu âyette onlar bilmiyorlar mı derken,

muhatapların kâfir veya müşrikler değil de, kendilerinin mümin olduklarını

iddia eden MHP ve AK Partililerdir.

İnandıklarını söyledikleri Tevrat, İncil ve Kur an dan

bilmediler mi denmektedir. Böylece buradaki muhatapların kâfir veya müşrikler

olmadığı anlaşılmaktadır. Burada muhatap olanlar Tevrat, İncil ve Kur an a

inanmış olan kimselerdir. CHP liler dâhil değildir. Çünkü onlar din dışı

laikliğe inanıyorlar... Görünürde müminler gibi olan, gerçekte ise iktidar

düşmanlığı yapan, iktidarı çökertmeye çalışan kimseler muhataptır. Burada

onların tamamına hitap ettiği halde getirdiği hüküm tek kişiye aittir. (s.12)

Yargıyı tarafsız yapmazsınız, yargı üstünlüğünü

tanımazlar ve şimdi olduğu gibi siyaset onu emrine alır. Yargıyı üstün

yapmazsanız devlet yıkılır.

O halde bakanların çocuklarını seçip tutuklamak

siyasetten çok yargıya zarar vermiştir. Askerleri çökertelim derken yargı

çökmüştür. Askerler dimdik ayaktadırlar. Halkın nezdinde itibarları azalmamış,

artmıştır. Hele son davranış, yeniden muhakemeyi istemesi, büsbütün takdirleri

kazanmaya vesile olmuştur. Herkes gibi yargıdan yargının yargılanmasını

istemektir. Yeniden yargılanmayı istemektir. (s.13)

Hangi türlü yorumlarsak yorumlayalım, HAKEMlerden oluşan

yargının üstünlüğünü kabul etmemek hızydır, rezalettir, perişanlıktır. / Bir

kimsenin topluluk içinde kişiliğini kaybetmesi hızydır. Kimse onu insan yerine

koymaz. Devletlerarası bir devletin tanınmaması da hızydır. Çin in nüfusu

bundan bir asır önceki dünya nüfusuna denkti ama yine Birleşmiş Milletler e

girmek için uğraşmıştır. / Hazırladığımız ADİL DÜZEN ANAYASASI nı takip

edenler, burada anlatılan yargı üstünlüğünü göreceklerdir. Bunlar onun delilleridir.

(s.14)