Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Peygamberimiz, insan hakları ve adalete dayalı bir devletin sağlanabilmesi için buna en uygun mekânın Medine olmasından kaynaklı olarak Medine’ye hicret etmiştir. Genel esasları hâkim kılmak için adil bir devlet gücünden faydalanmak iki şekilde olabilirdi.
1) Mevcut yönetime dâhil olup yönetimi genel esaslar çerçevesinde ıslah etmeye çalışarak yeniden inşayı, belirlenen pilot bölgelerden başlayarak yapmak.
2) Kurucu olarak konsensüse dayalı genel esasları barındıran anayasası olan bir devlet düzeninin inşasını yapmak.
Bu iki devlet düzeni kurma yolunun da Mekke’de yapılma imkânı yoktu, bundan dolayı İslam topluluğunun varlığı ve güvenliği tehdit altında idi.
Günümüzde ise bu ıslah çalışmasını yürütmek mümkün. Çünkü varlığın ve birliğin parti olarak kabul ediliyor ve demokrasi ortamı içinde uzlaşı, konsensüs imkânı mevcut. Yani bir mücadele alanın var. Mekke’de ise bütün mücadele alanları kapalı durumdaydı.
Peygamberimizin Mekke döneminde bir devlet kurma fikrinin olup olmadığı üzerinde çok fazla tartışmaya gerek yoktur. Mekke’de açık davetin başlaması ile birlikte Müslümanlara karşı zaman ilerledikçe artan sistematik bir şiddet uygulanmakta idi. Bu şiddeti uygulayanlar Mekke’nin o zamanki siyasi gücünü ellerinde bulunduran egemen güçleriydi. Uygulanan baskı ve şiddet organize bir şekilde planlanıyor ve yürütülüyordu. Müslümanlar ise organize olarak yaptırım gücüne sahip bir yapılanmadan mahrum durumdaydılar. Teşkilatlı bir mekanizmanın kendilerine uyguladığı şiddetten kurtulabilmek için aynı yapıya sahip olmak gerektiğini akli melekeleri yerinde olan her insan çok rahatlıkla kavrayabilir. Nitekim bu bilincin bir tezahürü olarak Peygamberimiz, Müslümanların bir kısmını Habeşistan’a göndermiştir. Onun bu tavrı, tebliğin devamı ve Müslümanların hayatta kalabilmesi sebebiyleydi. Bu arada güvenlik sorununun halledilebilmesi vb. gibi sebeplerle devletin gerekliliğine inandığının bir göstergesi olmuştur. Peygamberimiz, Mekke’deki ortamın Müslümanlar için İslam’ın bütün yönleri ile rahatlıkla yaşanmasına ve teşkilatlanmasına uygun olmadığını gördükten sonra girdiği yeni arayışlar çerçevesinde yaptığı görüşmelerin hemen hepsinden olumsuz karşılık alıyordu. Medine’de ise her ikisi için imkân ve ortam var iken zaten birincisine gerek yoktu. Kurucu olarak bir devlet düzenini bir konsensüs anayasası ile inşa etmeye imkân bulunmaktaydı.
Medine’de kabileler arasında savaş ve çekişmeler vardı. Peygamberimiz Akabe biatlarının arkasından Medine’ye hicreti gerçekleştirerek kabileler arasındaki bu mücadeleyi, diğer bir ifadeyle bu siyasi birlikten yoksun olma halini, yönetim boşluğunu en önemli bir imkân olarak değerlendirerek bir devletin inşası için kullanmıştır.
Tekrar edersek; hicretle birlikte gerek İslâm’ın evrensel boyutta tebliği gerekse Müslümanların barış ve güvenlik içinde yaşama imkânına kavuşması için siyasi kurumun zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Çünkü İslâm dininin bütün yönleriyle yaşanabilmesi için Hz. Peygamber’in söz sahibi olduğu bağımsız bir yapı gerekiyordu. “Her toplumun organizasyona ihtiyacı vardır” gerçeğinden hareketle kişisel ve sosyal hayatın bütün yönlerini kuşatma idealindeki İslâm dininin/düzeninin tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi ve İslâm medeniyetinin kurulabilmesi için siyaset kurumunun inşası vazgeçilmez bir gereksinimdi.
Bu sebeple Peygamberimiz, muhacir ve ensar ile Medine’deki Arap kabileleri ve Yahudilerin ileri gelenlerini Enes b. Malik’in evinde topladı. Bütün bu inanç farklılıklarına rağmen aynı şehirde beraberce nasıl yaşanabileceği hususunda hukuki, siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik düşüncelerini ortaya koyarak istişarelerde bulundu. Yapılan görüşmeler sonunda Medine’de bir şehir devletinin kurulması konusunda anlaşmaya varıldı.
Böylece Müslümanların güvenliğini tehlikeye düşürebilecek durumlara karşı farklı din mensupları ile yazılı bir anayasa çerçevesinde ortak siyasi bir site-devlet çatısı altında buluşulmuştur. Medine Anayasası farklı toplumsal gruplar açısından bir grubun diğerine hâkim olduğu bir yapıyı değil; katılımı esas alan bir içeriğe sahiptir. (Devamı var…)