Kur’an-ı Kerim’de kâinatın yaratılışı, insanın hizmetine verilmesi ve kâinattaki düzen hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Kur’an’ın öğretisi sadece yaratılışla bağlantılı olmayıp, kâinatın düzeni ve bu düzeni sağlayan iradeye sürekli vurgu yapılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de “Bütün mülk (ve hükümranlık/yönetim) kudret elinde olan Allah yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (Mülk Sûresi, 1) ve “O, hükümranlığına (otoritesine, yönetimine) hiçbir kimseyi ortak etmez” (Kehf Sûresi, 26) buyrularak Allah-u Teâlâ’nın hükümranlık (otorite/yönetim) kudretini haiz olduğu beyan edilmektedir.

A’lâ Sûresi’nde Allah-u Teâlâ’nın kâniatı yarattığı ve düzene koyduğundan bahsedilerek şöyle buyrulmaktadır: O Rabbin ki, (her şeyi) yaratmış da düzenine koymuştur. Ve O Rabbin ki, takdir buyurmuş ve doğru yolu göstermiştir.” (A’lâ Sûresi, 2-3)

Başka bir ayet-i kerimede ise yaratılıştaki mükemmelliğe dikkat çekilmektedir: “Üstlerindeki semaya bir baksalar ya! Biz onu nasıl bina etmişiz ve süslemişiz? Onun hiçbir gediği yok.” (Kâf Sûresi, 6)

Allah-u Teâlâ’nın her şeyi bir kader, bir ölçü, bir düzen içinde yarattığı ise şöyle belirtilmektedir: “Gerçekten biz, her şeyi bir takdir ile yaratmışızdır. Bizim emrimiz ancak birdir, bir göz kırpması gibidir.” (Kamer Sûresi, 49-50)

Kur’an-ı Kerim’in bütün âlemler için bir uyarıcı olduğu, kâinatın hükümranlığının (otorite, yönetim) Allah-u Teâlâ’ya ait olduğu, hükümranlığında ortağının olmadığı ve kâinatta ölçünün, sistemin hâkim olduğu şöyle anlatılmaktadır: “Ne yücedir o Allah ki, bütün âlemlere bir uyarıcı olsun diye, kuluna bu Furkan’ı (Kur’ân’ı) indirmiştir. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O, hiç çocuk edinmemiştir. Mülkünde O’na bir ortak da yoktur. Her şeyi O yaratmış ve bir ölçüye göre düzenlemiş, miktarını tayin buyurmuştur.” (Furkan Sûresi, 1-2)

Kur’an-ı Kerim’de kâinatın yaratılışı, yaratılıştaki mükemmellik, mükemmel uyum ve düzen hakkında şöyle buyurulmaktadır:

“Rabbinin işine bakmaz mısın? (Fecirle güneşin doğuşu arasında) gölgeyi nasıl yaymıştır? Dileseydi, elbet onu sabit yapardı. Sonra biz, güneşi, onun üzerine bir delil yaptık (güneş olmasa gölge bilinmez). Sonra (güneş doğunca) biz, onu azar azar kendimize doğru alırız. O, iki denizi (birbirine) salıverendir. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, bu tuzludur, acıdır. (Allah), aralarına da kudretinden bir engel ve birbirlerine karışmayı önleyen bir perde koymuştur. Ne yücedir O Allah ki, gökte burçlar yaratmış ve içlerine bir kandil (güneş), bir de nurlu ay koymuştur.” (Furkan Sûresi, 45-46, 53, 61)

Dağlar hakkında şöyle buyrulmaktadır: Bir de sen dağlar görür, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulut geçer gibi geçerler. Bu, her şeyi muhkem yaratan Allah’ın işidir. Şüphesiz ki, O sizin yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml Sûresi, 88)

Gece ve gündüz hakkında şöyle buyrulmaktadır: Biz, gece ile gündüzü (kudretimize) iki alâmet yaptık. Sonra gece alâmetini silip (giderip), Rabbinizden (geçim için) bir lütuf aramanız ve yılların sayısını, vakitlerin hesabını bilmeniz için gündüzün alâmetini aydınlık yaptık. Biz, her şeyi yerli yerince beyan ettik.” (İsra Sûresi, 12)

Güneş ve Ay hakkında ise şöyle buyrulmaktadır:O, (Allah) Güneş’i bir ışık, Ay’ı da bir nur yapmıştır. Ona menziller takdir buyurmuştur ki, senelerin sayısını ve hesabı bilesiniz. Allah, bunları ancak hak ve sabit bir (hikmetle) yaratmıştır. O, âyetleri anlayacak bir kavme açıklar.” (Yunus Sûresi, 5)

Güneş ve Ay’ın yaratılış sebebi, gündüz ve gecenin işlevi hakkında şöyle bilgi verilmektedir:Sabahı (gece karanlığından) yaran O’dur. Geceyi istirahat için, Güneş’le Ay’ı da vakitlerin hesabı için yaratmıştır. İşte, bütün bunlar güçlü, bilici Allah’ın takdiridir.” (En’am Sûresi, 96)

Dünyamız başta olmak üzere milyarlarca gezegen ve yıldızın bir boşlukta nasıl döndüğü, dağların işlevini, yaratılan canlıları, gökten yağmurun yağdırılmasıyla yeryüzünün nasıl canlandığı; gece ve gündüzün ardı ardına gelmesi, gezegen ve yıldızların belirli bir vakte kadar düzen içindeki hareket edecekleri Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Gökleri direksiz yaratmıştır, onları görüyorsunuz. Yere de sizi sallamaması için ağır baskılar (sabit dağlar) koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Hem biz, gökten su indirerek yeryüzünde her güzel çeşitten nebatlar (bitkiler) bitirdik. Görmedin mi, Allah geceyi gündüze, gündüzü de geceye katıyor. Güneşi ve Ay’ı musahhar kılmış (emrine amade kılmış). Her biri muayyen bir vakte kadar akıp gidecek. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Lokman Sûresi, 10, 29)

Kâinattaki nizam ve intizam, rızıkların sebepler zinciriyle halkedilmesinden bahsedildikten sonra Allah-u Teâlâ’nın hazinesinin sınırsız olduğu vurgulanarak şöyle buyrulmaktadır:Şanım hakkı için! Biz, gökte burçlar (yıldızlar) yarattık ve gökyüzünü, bakıp seyredenler için (yıldızlarla) ziynetledik. Hem onu her kovulmuş şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden olur ki, onun da peşine apaçık bir ateş yalını düşer (ve yakar). Yeri de döşedik. Oraya ağır baskılı dağlar oturttuk ve orada ölçülü her şeyden bitirdik. Orada sizin için ve rızkını sizin veremeyeceğiniz (köle ve hayvan gibi) kimseler için geçim (sebebini) yarattık. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri, bizim yanımızda olmasın! Fakat biz, onu, ancak (ihtiyaca göre) malûm bir miktarda indiririz. Bir de aşılayıcı rüzgârlar gönderdik de gökten su indirerek onunla sizi suladık. Onu hazinelerde tutan da siz değilsiniz. Ve biz, gerçekten biz diriltir ve öldürürüz. Hepsinin vârisleri de biziz!” (Hicr Sûresi, 16-23)

(Devam edecek)