Allahu Teala Şafi, Kur’an müminlere, bal insanlara şifadır. Vahiy de bal da rahmettir, tatlıdır. Bize acı geliyorsa hastayız demektir (manevi veya cismani). Kur’an ayetleri de tabiat ayetleri de (doktorlar, ilaçlar, bitkiler vb.) şifaya vesiledirler. “Cümle işler Halik’indir; kul eliyle işlenir.” Tüm isim ve sıfatlarında, hükümlerinde, fiillerinde, sözlerinde eşsiz, benzersiz Rabbülalemin, Şafi isminde de öyledir. “La Şafie illallah”, “La kuvvete illa billah”, “La faile illallah”. Tevhidimiz kapsamında... “Kün” emriyle/sözüyle (Yasin/son, Mülk/1) her şeyi yaratan Allah-u Teala dünyada her şeyi sebeplere bağlamış; sebepler âlemindeyiz. Hastalandığımızda tedavi olmamız, şifa aramamız da tavsiye edilmiş. Doktorlar da hastalanırlar, ölürler. Hastalıkları da ilaçları da yaratan Allah’tır. Ve “her hastalık için deva yaratmıştır”. Ölümün ve ihtiyarlığın çaresi yoktur.

Her şey zıddıyla yaratılmış olup, zıddıyla tanınır, bilinir. Sayısız nimetler içinde sağlık/sıhhat/afiyet en önemli nimet ve emanetlerdendir. Ne yazık ki, hastalanmadan bu nimetimizin değerini, önemini bilemiyoruz.

Kalbi/ruhi/manevi “hastalıklarımız/günahlarımız nedeniyle” Kur’an (hükümleri, emir ve yasakları) bize acı gelebiliyor. Arındıkça, Rabbimize yaklaştıkça acılar tatlanır, ballanır. Günahlarımızdan arındıkça, hastalıklardan kurtulabiliriz. Haramlar bizim için birer mikrop/virüs gibidir. İşledikçe hastalığımız artar. Arındıkça azalır. Farzlar, sünnetler de kalbimize gıda ve ilaç gibidir. Gıda gibiyse “kulluk” bize haz verir; ilaç gibiyse acıdır. Ama tedavi edicidir.

Bedeni hastalıklar bizim gafletten uyanmamıza, tevbeye, salih amellere vesile olabiliyor. Bizi arındırabiliyor. Bu halde ilaç oluyor. Manevi afiyette olup olmadığımız haz veya elem algılayışımızda belli olur. Bal da özü itibariyle tatlıdır, yararlıdır, gıdadır, ilaçtır. Bedensel hastalığımızda onun tadını, afiyette olduğumuzdaki gibi alamayız. Hatta bal bize acı gelebilir. Bal tatlı olduğu halde, hasta olduğumuzdan bize nasıl acı gelebiliyorsa, Kur’an (vahiy) tatlıdır, rahmettir, şifadır. Manen hasta olduğumuzda bize acı gelebilir.

Arı nasıl vahiyle acı özlü çiçeklerden tatlı bal üretebiliyorsa, mümin de sahih imanıyla salih amelleri ve meyvesi güzel ahlakla bezenebilir, tatlanabilir. Yine arı vahiyle hareket ettiğinden üretimiyle, yararlı olmasıyla, çalışkanlığıyla, paylaşımıyla, dolaştığı çevreyle, kurduğu güzel düzenle, disiplinle bize örnek olabiliyor. Biz de vahye yüzümüzü çevirebilsek, en güzel düzende en güzel hayatı yaşayabiliriz. Adalet ve barış, saadet düzeni: İslam...

Bir tehlike şudur ki, beden haramlara alışmışsa haramlar tatlanır, İslami reçete acı gelir. Hem hastalığını kabul de etmez. Kendini sağlıklı zanneder. Manevi hastalıklarımız, bedeni hastalıklarımızdan daha önemlidir. Biri geçici, öteki sonsuz bir hayatla ilgilidir. Hastalıklarımızın hem manevi hem de maddi tedavisine koşmak, şifa aramak sorumluluğumuz, ertelenmeye gelmeyecek kadar hayati önemdedir. Manevi olanın mali külfeti de yoktur. Yan etkisi de... Manevi hastalıklarımızın tedavisi için tasavvuf büyükleri Kur’an ve sünnet şifahanesinden/eczanesinden reçetelerini düzenlemişlerdir. Temel ilaçlar: İstiğfar, tevhid ve salatüselam vb.

Arı (vahiyle) nasıl insanlar için şifalı balı üretiyorsa (Nahl/68-69), Kur’an da şifa özelliğiyle müminlere şifa oluyor, rahmet oluyor... İslam düşmanlarına/zalimlere/tağutlara ise hüsran oluyor; onların inkârları /reddetmeleri nedeniyle azgınlıklarını/zararlarını arttırıyor (İsra/82).

İsyanlarımız/günahlarımız nedeniyle musibetler bizi kuşatıyor, bunaltıyor her türlüsüyle... (Deprem, çığ, heyelan, korona, zillet, zulüm, düşmanlıklar, çatışmalar, savaşlar, kan, gözyaşı.) (Şura/30).