Müslümanların dağınıklığından istifade ile zamanın papasının teşvikleri neticesinde, miladi 1094 yılında başlayan Büyük Haçlı Seferleri’ne katılan istila orduları, 7 Haziran 1099 tarihinde yani bundan 922 sene önce Kudüs surları önüne gelmişlerdi.
Şehir ancak 1 ay kadar dayanabilmiş, Kudüs’ün kara günleri başlamıştı.
Milyonlarca Müslüman’ı katlederek gelen ve Müslüman çocukların etleri ile beslenen bu rezil askerler, Kudüs’te de büyük katliamlara başladılar. Şehirde yaşamakta olan neredeyse hiçbir Müslüman bu katliamdan kurtulamadı. Müthiş bir talan, yıkım ve yağma yaşandı. Yaklaşık 70 bin Müslüman kadın, çocuk ise son bir ümitle Mescid-i Aksa’ya sığınmışlardı. Bu kutsal mekânda kan akıtılmayacağını umuyorlardı. Fransız belgelerine baktığımızda şu kayıtları görüyoruz:
“Müslümanların mabedine sığınmış bulunan hiçbir kimse sağ bırakılmaksızın kılıçtan geçirildi. Muzaffer Haçlı askerleri atları ile bu mabede girdiler. Atların dizlerine kadar Müslüman kanına battığı görüldü.”
Darmadağın olan Müslümanları bir araya getirerek tekrar İslam Birliği’ni kurup, Kudüs’ü kurtaracak olan kahramanlar o tarihte neredeydiler?
Kurtuluş hareketini başlattığı bilinen İmadüddin Zengi, henüz 14 yaşında bir çocuktu.
Kurtuluş hareketini derli toplu hale getirecek olan Nureddin Zengi bu katliamdan 19 sene sonra dünyaya gelecekti.
Nihayet kurtuluş hareketini zaferle noktalayacak olan Selahaddin Eyyubi ise bu işgalden tam 39 sene sonra doğacaktı.
Haçlıların nihai hedefi Kudüs’ten sonra Mekke ve Medine’yi işgal edip, kutsal mabetleri yer ile yeksan etmek idi. Çok çabaladılarsa da buna muvaffak olamadılar. Kızıldeniz’den ve çölden birçok teşebbüste bulundular. Ama Müslümanlar onlara karşı direnmeyi başardılar. Daha sonra Mescid-i Aksa’yı karargâh yaparak gelmiş geçmiş en kanlı terör örgütü olan ve günümüzde halen de etkinliğini sürdüren “Tapınak Şövalyeleri” örgütünü kurdular. Bu örgüt vasıtasıyla yaptıkları gizli, açık Kâbe ve Mescid-i Nebevi’ye karşı sabotaj teşebbüsleri de başarıya ulaşamadı.
Haçlıların başta Kudüs olmak üzere İslam yurtlarından sökülüp atılmasının ancak İslam Birliği’nin yeniden kurulması ile mümkün olacağını anlayan, yukarıda isimlerini yazdığımız ve onların etrafında bulunan kahramanlar, onlarca yıl süren çok büyük mücadelelere giriştiler. Tıpkı bugünkü gibi Müslüman devletleri bir araya getirmek çok zordu. Yılmadılar. Mısır’da faaliyet gösteren ve Müslümanları bölmüş bulunan Fatımi hilafetini ortadan kaldırdıktan sonra bu birlik sağlanmış oldu.
İslam Birliği’nin fiilen sağlanması, Kudüs’ün işgalinden 80 küsur sene sonra Selahaddin Eyyubi’ye nasip oldu. İslam Birliği’ni kurmakla kalmadı, İslam ortak ordusunu da kurdu. Kendisi Müslümanlar tarafından İslam orduları başkumandanı olarak tayin edildi. Böylece Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de farz kıldığı “birlik” adımları atılmış, Müslümanlar tek yumruk olarak Haçlıların karşısına çıkmışlardı.
1187 yılında Hıttin zaferi kazanıldı. Arkasından da Kudüs istirdat edildi. Ama kan dökmeden, şiddet uygulamadan.
Şimdi sıra Selahaddin Eyyubi’nin açtığı çığırdan yürüyerek İslam yurtlarının Haçlı zalimlerinden temizlenmesindeydi. On yıllar süren bu mücadele de başarıyla sona erdi ve İslam Birliği’nin kıymeti bir kere daha tescillenmiş oldu.
Muhterem okuyucularımız anlamış olmalılar ki, tarih bugün tekerrür ediyor.
Bugünkü Haçlı ve Siyonist işgalden kurtulmak için de İslam Birliği’nin kurulmasının şart olduğu, hem naklen, hem aklen, hem de tarihen ispatlanmış oluyor.
Peki, İslam Birliği’ni kim kuracak?
Elbette Milli Görüşçüler!
Milli Görüşçüler tembellik edip gayret göstermezler ve gerekli fedakârlıkları yapmazlar ise, bu kuşağın kuramadığı İslam Birliği’ni kurmak, Büyük Haçlı Seferleri’nden sonraki örnekte olduğu gibi gelecek akıllı ve Allah’ın emirlerine uyan kuşaklar tarafından mutlaka gerçekleştirilir.
Böyle bir durumda bu bizim kuşak Allah’a nasıl hesap verir?
“Hiç akıl etmez misiniz?”
TEK ÇARE
Tek çare İslam Birliği yolu,
Sen yeter ki azmet, yola çık!
Tarihe bak örneklerle dolu,
Fedakârlık yapana yol açık!