İçinizdeki dinginliği dinleyin, kopan fırtınalara kulak
verin. Gem almaz isteklerinize bakın, kararsız kararlarınızı düşünün ve
kendiniz hakkında bir karara varın.
Dinginliğe de dalgaya da, fırtınaya da, seher yeline de
dikene de güle de ihtiyacımız var bizim.
Zıtların çatışması sözünü sevmem.
Genelde Zıtların çatışması dedikten sonra geceyle
gündüz, acıyla tatlı gibi örnekler verilir.
Halbuki bu birbirine zır gibi görünenler, aslında
birbirinin tamamlayıcısıdırlar.
Gece olmasaydı gündüzün değerini bilemediğimiz gibi,
gecenin faydalarını da göremeyecektik.
Acı olmasaydı tatlının tadı olmazdı. Acı, tatlıyı tanıtır
ve onun eksik bıraktığı faydayı acı sağlar.
Tenimizle canımız da birbirine zıt gibi görünür.
Canımız yedi iklimi cihanda dolaşmak isterken tenimiz
toprağa çakılıp kalmayı yeğler.
Halbuki bu ihtilafta da rahmet vardır.
Canın havalanmasını tenimiz engellerken, tenimizin
tembelliğini de canımız ortadan kaldırır.
Yani, ikisinin birlikte çalışabileceği bir ortamda biz
hayatımızı yaşarız.
İkisinin ittifakında dengeli bir hayat vardır,
ihtilafında da rahmet vardır.
Can kuşumuz ecelle uçar giderse, tenimiz anında bozulur
ve dağılır.
Ten kafesimiz kırılırsa, can kuşumuz uçar gider.
Ecelimize kadar biz, her ikisinin de gıdasını vermek,
bakımını yapmakla görevliyiz.
Tenimiz topraktan geldiği için yeme, içme, giyme gibi
gıdaları da topraktan gelir.
Canımız Rabbimizden geldiği için gıdası da Rabbimizden
gelir.
Tenimiz, aldığı gıdanın haram veya helal olmasından
rahatsız olmaz.
Çalıntı ekmekle, alın teriyle kazanılmış ekmek arasında
ten için fark yoktur.
Can kuşumuz ise helallere göre ayarlanmış ve haramdan
rahatsız olur.
Ama devamlı haramla beslenenlerin o rahatsız olan gönül
telleri duygusuz hale gelince haramdan zevk almaya başlar.
Hiç içki içmeyen bir kimse ilk içişinde boğazı yanar,
başı döner, nefret eder ama çevrenin baskısıyla kendisini içmeye zorlayınca
ağzı, boğazı, midesi alışır. Alışmasının ötesinde onun keşi olur.
Hepimiz öleceğiz.
Tenimizi helallerle, canımızı vahy-i ilahiyle
besleyeceğiz ve Cennette bengi suya kavuşacağız.
Evrende var olan her şeye sevgi ve saygılarımızı
bildirmeye ne zamanımız yeter ne imkanımız.
Zamanı, mekanı ve evreni yaratana secde etmek, ona hamd
etmek, O nun yarattığı her şeye sevgi ve saygımızı de yerine getirmek demektir.
Büyük İskender (MÖ 356-323), ölümsüzlük suyunu aramış,
ab-ı hayata kavuşamamış ve 33 yaşında vefat etmiş.
Can kuşunu Rahmanın ayetleriyle besleyen şehitler ise
ölümsüzlüğü tatmışlar.
Rabbimiz, Allah yolunda ölenlere Öldü demememizi
emreder: Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar
diridirler, fakat siz farkında değilsiniz. (Bakara süresi ayet 154)