Bir çarşı ya da pazarda insanlar gözlemlendiğinde genel bir durum belirir. Bir kasabanın, kentin ruhu genelde çarşılarda solur. Orada en küçük bir ayrıntı bile önem kazanır.

Anadolu’yu zaman zaman dolaşıyoruz sorumluluk gereği olarak. Bu yakın zamanda Alanya ile Çorum gezilerimizde gerek öğrenciler ve gerekse çarşı insanında bir durağanlık ve tutukluk gözlemliyorum.

Konferans anında öğrencilerin konu ve sohbete katılımını sağlamak için bir çaba harcıyoruz. Deyim yerindeyse kerpetenle, zorlukla soru alabiliyoruz. Bunun elbette birçok nedeni var. Farklı düşünceden biri ise, ya kendisini ortaya atmak istemiyor ya da konuşmacının tepkisini tartamıyor. Nasıl bir karşılık alacağı belli olmayabiliyor. Konuşmacının güven vermesi belki bir anlamda bir başlangıç olabilir. Bunu Alâettin Keykubat Üniversitesi İşletme Fakültesi salonunda bizzat gözlemledim. Sorular gelmeye başlayınca arkası geliyor. Bir de salona zorla getirilmiş öğrenci psikolojisi olabilir. Bir an önce şu toplantı bitse de gitsek anlamında. Bu, kültür merkezi salondaki konferansta da, AGD salon toplantısında da benzer durumlar yaşandı. Bu organizasyonda aziz dostum Abuzer Gündoğar ile Alaaettin Keykubat Üniversitesi rektörünün çabalarını kutluyorum.

Çorum’a da Saadet Partisi merkez ilçe yönetiminin daveti üzerine gittim. Dostlarla buluştuk. Yerel medya ziyaretlerimizde sık karşılaştığımız bir durum söz konusu. İnsanlar çekingen ve içe kapanık. Girdiğimiz bir lokanta sahibi, bize sessiz ve içten açıldı. Sesini kimseye duyurmamak için fısıltı ile konuşuyor. “Bizi anlayın biz esnafız” diyor. Konferans salonunda bir avukat arkadaşımız toplantının sonunda söz aldı sorular sordu, düşüncelerini dile getirdi. Benzer durum orada da belirdi. Öğrencilik yıllarında İlim Yayma’nın Vefa yurdunda kalmış, onlarla sohbetlerimiz olmuş. Bunları hayırla andı. Orada bir itirafı oldu. Sizi tanıyan bilen birçok avukat arkadaşım sizin geleceğinizi biliyorlar, ama sizi dinlemeye gelemediler. Çekindiler. Hepsinin kamu ile bağlantıları var.

Gittiğimiz iki yerel gazete yöneticileri ile sohbetlerimiz oldu. İktidara yakın olanı pek konuşmadı, dinledi kimi düşüncelerimize katıldı. Genelde durağan geçti. Bir diğeri ise açık açık anlattı. Çekindiklerini belirtti. “Muhabirlerimiz eskiden çarşıyı dolaşırdı, bilgilenirdik. Çorum’u ilgilendiren bir sorun olsa hep birlikte ayaklanırdık. Ama şimdi hiç kimse konuşmuyor, susuyor.” Üretimin olmadığı, özel iş alanlarının genelde durgun olduğu, ya da kapandığı bir zamanda, işsizlik ve sorunları giderme adına halk sessiz kalıyor, susmayı tercih ediyor. Herkesin çocuklarını bir işe, bir yere yerleştirme düşüncesi var. Bu da derin bir sessizliğe neden oluyor, susuluyor. Bir toplum, düşünemiyorsa, ya da psikolojik bir gerilimde düşünce üretemiyorsa, çekiniyor ve içe kapanıyorsa bu hayra alamet olmaz. Bir fırsat, aralanabilecek bir kapı süreci olursa birden bir patlama olur. Sular bir başka yöne akar ve orada kendine bir yol bulur. Psikolojileri tartmak çok da kolay değil.

Sular derinden ve sessiz akıyor şimdi. Bu böyle sürecek anlamına gelmez. Toplum kendisine güven verecek bir yol ve kapı arıyor. Gerilim üzere sürekli yaşanamaz. Bu, bir yere kadar gider. Sonuçları hiç de iyi olmaz. Ya cinnet noktasına varır, ya da büyük bir patlamaya neden olur. En olmadık, beklenmeyen sulara da kapılabilir. Ki bu, çok daha tehlikeli. Sağlıklı bir dönemde değiliz. Hemen her şey gerilim üzerine gelişiyor. Karşılıklı korku ve baskı çekingenlik bir paranoyaya dönüşüyor. Sağlıklı bir bakış anı düşünülemez. Hemen her şeyin altında bir çapanoğlu aranır. İnsanlar birbirlerine güvenemezler. Sıradan bir çarşı esnafı konuşmaktan kaçınıyor ve derdini anlatamıyorsa düşünün bir. Bunun sonu nereye varır.

Şu milletin sabır ve feraset duygusu olmasa sonuçlar kim bilir nasıl olur?