Bu yazı kimseyi suçlamak, kimseyi ötekileştirmek için kaleme alınmadı.
Ama konuşulmayanı konuşmak, görmezden gelineni görünür kılmak için yazıldı.
Bugün AK Parti’ye oy veren birçok insanla konuştuğunuzda ortak bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Kimse yaşanan yanlışları savunamıyor.
Ekonomideki bozulmayı inkâr edemiyor.
Adaletteki aşınmayı açıklayamıyor.
Gençlerin umutsuzluğunu görmezden gelemiyor.
Ama ne zaman şu soru sorulsa:
“Peki o zaman neden hâlâ aynı tercihi yapıyorsunuz?”
Cevap neredeyse ezbere geliyor:
“CHP mi gelsin?”
Tam burada durmak gerekiyor.
Çünkü bu cevap bir savunma değil; bir alışkanlığın ve korkunun ifadesi.
Kimse sizden CHP’yi sevmenizi istemiyor.
Kimse sizden CHP’ye oy vermenizi de istemiyor.
Ama şunu sormaya herkesin hakkı var:
Yanlışları görüp kabul ederken, neden başka bir ihtimali konuşmaktan bu kadar çekiniyoruz?
“Saadet gelsin” dediğinizde verilen cevap ise tanıdık:
“Onların oyu az.”
Oysa oy, sandıkta verilmeden önce milletindir.
Oy değişmez bir kader değildir.
Oy, tercihle büyür; cesaretle yol açar.
Burada söylenen şey nettir:
Yanlışa “yanlış” demek ihanet değildir.
Hataları konuşmak düşmanlık değil; sorumluluktur.
Bugün toplumda yaşanan çözülmenin temel sebebi de budur.
Gençler dinden değil, ikiyüzlülükten uzaklaşıyor.
İnsanlar inançtan değil, adaletsizlikten soğuyor.
Ahlak erozyonu varsa, bunun sebebi muhalefet değil;
söylemle eylem arasındaki derin uçurumdur.
Bir yanda “biz ahlaklıyız” deniyor,
diğer yanda torpil sıradanlaşıyor.
Bir yanda “biz dindarız” deniyor,
diğer yanda kul hakkı sessizce geçiştiriliyor.
Bir yanda “biz milletiz” deniyor,
diğer yanda millet geçinemiyor.
Ve bütün bu tablo, tek bir cümleyle örtülüyor:
“CHP gelirse…”
Oysa artık bu ülkede başka bir gerçeği konuşmanın zamanı geldi.
Bu ülkenin siyaseti iki seçenekten ibaret değil.
Ne korku siyasetine mahkûmuz,
ne de “mecburen” denilen tercihlere…
Bu toprakların hafızasında başka bir çizgi var.
Ahlakı merkeze alan,
adaleti ölçü yapan,
kul hakkını siyasetin üstünde tutan bir çizgi…
O çizginin adı Saadet Partisi’dir.
Saadet Partisi’ni savunmak bir parti savunusu değildir.
Bu, siyasette ahlaklı bir alternatifin mümkün olduğunu savunmaktır.
Ne CHP korkusuyla susan,
ne de iktidarın yanlışlarını örtmek zorunda kalan bir duruştur bu.
Yanlışa yanlış diyebilen,
doğruyu kim yaparsa yapsın teslim eden,
hesap vermeyi erdem sayan bir çizgi…
“Onların oyu az” demek,
“Biz oy vermeyelim ki az kalsın” demektir.
Oysa oy verildiğinde oy artar.
Cesaret gösterildiğinde yol açılır.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
“CHP gelirse ne olur?” değil,
“Bu gidişle biz nereye gidiyoruz?”
Ve belki de artık yüksek sesle söylenmesi gereken cümle şudur:
“CHP gelmesin” demekten daha anlamlı olan,
“Saadet gelsin” diyebilmektir.
Çünkü bu millet korkuyla değil;
adaletle, ahlakla ve umutla yönetilmeyi hak ediyor.
Ve son olarak şuna bakınız.
Yıllardır “CHP gelirse” diye korkutulan bu ülkede, iktidarın döneminde yaşanan bir olayı hatırlayalım.
Bu, herhangi bir muhalif iddia değildir; bir gazetecinin aktardığı gerçek bir tanıklıktır.
Anlatılan şudur:
İstanbul’daki bir Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde görev yapan bir okul müdürü, her hafta iki-üç kız öğrenciyi kendi arabasıyla uyuşturucu tedavisine götürmektedir.
Bunu duyan herkes gibi, anlatan da dehşete kapılmaktadır.
Şimdi durup düşünelim.
Bu olay “CHP gelirse olur” denilen bir gelecek midir?
Yoksa bugün, şimdi, gözümüzün önünde yaşanan acı bir gerçek midir?
İmam hatipte uyuşturucuya bulaşmış çocuklar varken hâlâ “CHP gelirse ahlak bozulur” demek;
ya gerçeği görmemektir,
ya da gerçeği örtmektir.
Demek ki mesele bir partinin gelip gelmemesi değil.
Mesele sloganlar değil.
Mesele korku üretmek değil.
Mesele;
ahlakı gerçekten savunmak,
çocuklarımızı gerçekten korumak,
yanlışa kim yaparsa yapsın “yanlış” diyebilmektir.
Ve soru hâlâ bütün ağırlığıyla ortadadır:
CHP’ye işleyecek hangi günahı bıraktınız da, CHP gelirse diye endişeleniyorsunuz?
Bu soruya dürüstçe cevap verilmeden;
ne korku biter,
ne çürüme durur,
ne de bu ülke gerçekten rahatlar.