Korkulan sona hızla adım adım yaklaşıyoruz. Birbirimize
düşüyor, birbirimize düşürülüyoruz. Şu veya bu gerekçe ile olabilir, hiç fark
etmez, kendimize göre haklı nedenlere de sığınabiliriz ama bu nedenler acı sona
giden yolda sadece birer trafik tabelalarından ibaret. Ateşin sıcaklığı vücudumuzu
sarmaya başladı. Bütün bunlar köprüden önce son çıkışın yaklaştığını
gösteriyor. Bir şekilde akl-ı selime sığınıp bu girdabın içinden çıkabilecek
formülleri bulamazsak, yüzyıl önce yaşadığımız acı tecrübeleri bir kere daha
yaşamak zorunda kalacağız.
1910 yılında, Osmanlı nın elde kalan coğrafyalarının
birinde, herhangi bir Osmanlı vatandaşına yüzyıl sonra Osmanlı diye bir devlet
kalmayacak, toprakları tarumar edilecek, terk edip bıraktığı yerlerde
devletçikler kurdurulacak deseniz, herkes güler geçerdi ama bugün
insanlarımızın zihni bu duruma alıştırılıyor. Yani bırakın yüzyılı, yirmi yıl
sonra ülkemizin birlik ve beraberliğinin mevcut yapısıyla korunacağına bugün
kaç kişi inanıyor emin değiliz.
Enver Paşa bir vatanperver miydi Şüphesiz evet. Çöküş döneminde,
bir çıkış olsun diye, olur olmaz, akla hayale gelmedik birçok maceranın içine
hem kendi girdi hem de koskoca bir devleti sürükledi. Birinci Dünya
Savaşı da son çare olarak düşündüğü çıkıştı ama olmadı, olamazdı. Çünkü
senaryoyu yazıp onun eline tutuşturanlar, savaşı zaten Osmanlı yı tarih
sahnesinden silmek üzere kurgulamışlardı.
Şimdi günümüzde de tarihin tekerrür etmesi endişesini
taşıyoruz. Mevcut hükümette bulunanların niyetini sorguluyor muyum Hayır!
Ancak iyi niyet yüzyıl öncesinde olduğu gibi yetmez, yetmiyor. İrade lazım,
feraset gerekir, dirayetli bir siyaset şart.
Son 15 yılda iki tip insan profili oluştu. Her hal ve
şart altında, yanlış da yapsa iktidarın yanında duranlar, sonuç ne olursa olsun
doğru da yapsa bu iktidar gitsin diyenler. Yani ifrat ve tefrit arasında
sıkışmış durumdayız. Ancak her iki tarafın da ittifak ettiği bir tespit var ki,
o da ülkemizin çok zor bir süreçten geçtiğidir. İşte tam da bu noktada, her
ikisine hak vermemek mümkün değil. Gerçekten zor durumdayız. Bizi bu duruma kim
getirdi, nasıl geldik sorusu ayrı bir tartışma konusu ama ülkemizin
Cumhurbaşkanı, o veya bu gerekçeyle Ben gidersem devlet yıkılır hissine
kapılmışsa bu, tehlike çanlarının en yetkili ağız tarafından dile
getirildiğinin ispatıdır.
Üçüncü bir yola ihtiyaç var. Yeni ve kendi ayakları
üzerinde duran bir paradigmaya ihtiyaç var. Her iki anlayışın da bizi bu
cendereden çıkarma olasılığı ve yeterliliği yok. Oldubittilerle karşılaşmamız
an meselesi. Köprüden önce son çıkış yaklaşıyor. Tarih boyunca çok bedeller
ödedik. Aynı yerden defalarca ısırıldık. Çıkış belli; pergel metaforunda olduğu
gibi pergelin sabit ayağını bu medeniyetin merkezine yerleştireceğiz, diğer
ayağıyla ise mazlumları, bütün dünyayı kuşatıp kucaklayacağız. İşte bunun adı
özgüven. İşte bizim çıkış yolumuz.