Değişime inandığın gün her şey değişmeye başlamıştır. Hayat canlı ve haliyle hareket eden bir şey! Böyle bir şeyde durağanlık mümkün mü? Durağan olan an ölüm anı gibi gelebilir. Ancak görmediğimiz yerde onun da hareketi sürer. Toprağın altında başlar çürüme. Kemikler ufalanır. Ruh ise çoktan mekân değiştirmiş hakkında olup biten her şeyi hissetmektedir. İnsan öldüğünde bile her şey durmuyor akış sürüp gidiyorsa hayatta değişmez olan ne olabilir? Yapraklarını değiştiren bitkiler kuruyan dallarından kurtulan ağaçlar.
İnsan uyandığı güne inanarak başlarsa günün bitişini fark edemez bile. Her şey bir döngünün içinde ve biz bu döngüde çarkın içinde gezinen bilye gibi ilerliyoruz. Geçmişe dönüp bakan bataklığa saplanır. Akan bir düzenekte duraksama varsa bunun sebebi zihnin geçmişe odaklanması. Başarı elde eden insanlar geçmişleriyle kolayca baş edebilenlerdir. Güne odaklanıp yolun devamına bakanlar. Ufku tarayan gözler gibi.
Burada aklı bulandıran hırstır. Geleceğe körü körüne odaklanmanın kötü sonucu diyebiliriz. Sadece güne bakmak bu nedenle sağlıklıdır.
Telafisi olmayan şeyler var denilir. Aslında telafisi olmayan şey yoktur. Bir şeyler olmamışsa baştan olmamıştır. Yanılsamadır, sanrıdır ve insan bunları gerçek olarak algılamış olabilir. Haliyle aslı astarı olmayan şeyin telafisi de olmayacaktır.
Düzenekte küçük bir rolümüz var. Yokluğumuzda yerimizi dolduracak binlerce insan var. Tüm olumsuz durumlar varlığımızı kutsamaktan kaynaklanıyor. Koca okyanuslar içinde bir su damlasıyız. Su damlasının ise yokluğu pek fark edilmez.
Ruh dengesini bozan ego “sen mükemmelsin” den aşmış “sen hariç herkes aptal”a varmıştır. Oysa insan gerçek bilgi ile doldukça egosu hafifler, sınırlarını normal seviyeye çeker ve mütevazilik dediğimiz ahlaki olguyu çevresine yansıtır. Zira mütevazilik bir had bilme durumudur. Haddi ise en iyi bilginler bilir. Bir uzmanın toplumun karşısına geçip “bakın ben neler de biliyorum oysa siz ne de cahilsiniz” demesi beklenmez. Çünkü o uzmandır, halk onu dinlemeye gelmiştir. Dinlemek ise öğrenme isteğinin en tabi sonucudur. Yoksa kimse ne kadar da aptal olduğunu duymak için bu zahmete katlanmaz.
Eğitim de böyledir. İnsanlara bir eğitim sunulacaksa bunu başlarına vura vura, onları sürekli aşağılaya aşağılaya yapılmaz. Padişahın eyvallah olabilir ama onlar senin ne kadar üstün olduğunu duymak istemiyor. Onlar da padişah olmak istiyor. Ki bu senin padişahlığını elinden alacak da değil. Burada devreye en eski söz giriyor, kendini bilen insan hem haddini bilir hem konumunun bilincindedir. Konumunun bilincindeki kimse de konumuna yakışır.