İlahi mesajlar, peygamberler, ezanlar bizi şeytanlara, tağutlara ibadetten/itaatten çekinmeye, ancak ve sadece Allah Teala’ya ibadete/itaate çağırıyorlar. Tağutlar, şeytanlar ise, tam tersine bizi Allah’a kulluktan/itaatten uzaklaştırıp, kendilerine kulluğa/ibadete/itaate çağırıyorlar. Biz de hayatımız boyunca aklımız/irademizle yolların kavşağında seçimimizi/tercihlerimizi doğru veya yanlışlarımızı özgürce yapabilme durumundayız. Tercihlerimiz doğru olduğunda Rahman’a, aksi takdirde yanlış yaptığımızdaysa şeytana, nefse kulluk ediyoruz... “Lâ Mabude illallah” diyenlerdeniz, elhamdülillah. Mümin ve Müslümanlardanız...

Allah-u Teala cinlerin de insanların da sadece/ancak kendisine kulluk/itaat etmesini, kendisinden başkalarına/yaratıklara (şeytan, tağut, nefis, dünya...) kulluktan/şirkten de kaçınılmasını emrediyor (Zariyat/56, Fatiha/4, Bakara/21, Nisa/36, Nahl/36, En’am/102, Fussilet/14, Yusuf/53, Yasin/60-61, Enbiya/25, İsra/23, Lokman/13).

Ve şirkin en büyük zulüm, affedilmez günah olduğunu, amelleri de boşa çıkardığını beyan buyuruyor (Lokman/13, Nisa/48,116...). “Şirk koşmaksızın kulluk yapanlara” da cennet vaat ediyor (S.A.V.).

-Allah Teala’ya kulluk; O’na ezelde verdiğimiz söz (Araf/172) istikametinde yeryüzünde O’nun rızasına uygun bir hayatı O’nun son elçisinin (S.A.V.) örnek ve önderliğinde sürdürmek sorumluluğudur. Bütün emir ve yasakları kapsar. Bizi Rabbimize bağlayan Allah Teala’ya kulluk; O’na (C.C.) verdiğimiz söz gereği olarak manevi, hukuki ve siyasi bağdır. Bir vatandaşın devletine bağlılığı, sadakati gibi... Bu, hayatın her alanında, her zaman ve her yerde O’nun emir ve yasaklarına riayeti gerektirir.

-”İnsanlar üzerinde Allah Teala’nın Mabudiyet, Rububiyet hakkı vardır. Kulların da Allah Teala üzerinde hakkı vardır. Şirk koşmaksızın O’na (C.C.) kulluğun karşılığı cennettir.” Haramlardan kaçınarak ve farzları eda ederek kulluk yapıyoruz.

-İbadet şuurlu itaat, boyun eğmek demektir; kimlik/aidiyettir.

-İbadet/kulluk kavramı da mazlum kavramlarımızdan. Onun da anlamı/ruhu, özü ve kapsamıyla oynamış, anlamını daraltmışız. Birkaç farza indirgemişiz. Gerçekte o, hem bütün haramları terk etmeyi ve farzları da edayı ifade eder. İnanç, ahlâk, zikir, ameller, hukuk, ilim, düşünce hepsini, dinin tamamını kapsar. Allah’a kulluk izzet ve adalettir. Yaratıklara kulluk da zillet ve zulümdür. Bu nedenle şirk en büyük zulümdür (Lokman/13).

Batılılaşma, laikleşme, dünyevileşme vb. nedenlerle “Din başka, devlet/siyaset başka”, “Dini hayat, dünyevi hayat”, “Dünya işi başka, ahiret işi başka”, “Din, vicdan işidir”, “Din bizi geri bıraktı” vb. şaşırtıcı, aldatıcı söylemlerle “din” anlayışımız da, ibadet anlayışımız da daraltıldı. Din ile birlikte ibadet de hayat da bölündü; ümmet de... Aileler de... İslâm, camilerde bile tutsak hale geldi...

Kulluk; ibadet/itaat demektir. Kime, neye itaat ediyorsak o bizim mabudumuz oluyor. İtaat de yasaklardan kaçınmak, emirleri yerine getirmektir. Abid, kul/köle demek.

Allah-u Teala’ya ibadet/kulluk O’nun emir ve yasaklarına riayetle, Resulüne (S.A.V.) uymakla mümkün oluyor. O’nun (C.C.) emir ve yasaklarına aykırılıkta ise, O’ndan (C.C.) başkalarına, kimselere, şeylere kulluk ediliyor. Bu ise, en büyük zulüm, şirk sayılıyor (Lokman/13). “Düşmanınız olan şeytana tapmayın/itaat etmeyin” buyuruyor (Yasin/60). Bizim düşmanımız olan şeytanın “sırat-ı müstakim” üzerine oturup da bizi saptırmaya çabalayacağını bildirerek bizi uyarıyor (Araf/16-17, 27, Yasin/60).