Hatırladığımız kadarıyla Refah Partisi’nin İstanbul ikinci kongresinde İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçilmişti.
O bir hukukçu idi ama ona bakarsan en başa güreşen bir hukukçu idi. “Ben” diye başlayan cümleleri balta gibi kullanmaya kalkışırdı.
Feyzullah Kıyıklık, İstanbul İl Başkan yardımcısı olarak atanmıştı. Biz de İl Muhasibi ve Mali İşler Başkanı idik. 1977 Genel Seçimlerine giriyorduk. Lakin piyasa Milli Görüş için hâlâ mesafeli olduğundan, seçim bütçesi için para bulmakta zorlanmıştık. Açık kalan bütçemizi ise Erbakan Hocamızın kardeşi Kemalettin Erbakan Bey’in tavassutu ile çevresinde bulunan bir insandan borç olarak aldığımız para ile denkleştirmiştik. Karşılığında da ödeyebileceğimizi tahmin ettiğimiz bir vadeyle, yönetim kurulu üyelerimizden birisinin imzaladığı çeki vermiştik.
Çekin vadesi yaklaştığında yine ödemede zorlanacağımızı tahmin ederek, bir kaç ay vade uzatımı talep etmiştik, ama kabul edilmemişti.
O zaman Feyzullah Kıyıklık bizi hayrette bırakacak ve Erbakan Hocamıza itimadımızı yok edecek sözler söylemeye başlamıştı. Söz gelimi, mason avukatlarla çalışmak, faiz parası elde edebilmek için banka banka dolaşmak, teşkilatın paralarını şahsi işlerinde kullanmak, gibi duymadığımız şeylerle, kafalarımızı allak bullak etmişti. Bu ithamları bizim yanımızda Kemalettin Erbakan Bey’e telefonla söyleme cüretini bile göstermişti.
Aldığımız borcu belki vadesinde değil ama, biraz fazla çaba sarf ederek, çok da geciktirmeksizin ödemeyi başarmış, konuyu kapatmıştık, ama onun Erbakan aleyhine olan sözleri dur durak bilmiyordu.
Herkes liderin elini öperken o sadece lütfen sıkmakla yetinir, el öpenlere de:
-Erbakan’ın elini neden öpersiniz Dinimizde el öpmek var mı
Diyerek, Hocamıza hürmetsiz bir şekilde Necmettin Bey, diye hitap ederek, alayvari sözler söylerdi.
Bütün bu tutumlarının Erbakan Hocamızın kulağına gitmemesinin imkânı yoktu elbet. Buna rağmen alçak gönüllü olan ve asla kin tuttuğu görülmeyen Hocamız, Feyzullah Kıyıklık’ın İstanbul Bağcılar’dan Belediye Başkan adaylığını veto etmemiş ve seçilmesini sağlamıştı.
Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık seçildikten sonra da Erbakan aleyhtarlığını sürdürmüş, teşkilat mensuplarına ve etrafında çalışanlara olan kırıcı ve aşağılayıcı tavırları artarak devam etmiştir. Belediyeye teşkilat kanalıyla bir talep gidecek olsa, haklı da olsa onu geri çevirmeyi adet haline getirmişti. Ama talep sahibi, teşkilatla olan bağını kesmişse işte o zaman belediye ile olan işleri tereyağından kıl çeker gibi hallolurdu.
Bilmem kaçıncı kere Belediye başkanlığına seçtirilen beyefendiyi, koltuğunun altında “dostlarının” ihale dosyaları ile BİT’lerin kapsını aşındırdığını gördüğümüzde acı acı gülmüştük.
Milli Görüş hareketinin ayrışma sürecine sürüklendiği dönemde de, o “büyük adam” rolünü oynayarak, hem nalına hem de mıhına vurur, herkesin içinde, güya Recep Tayyip Erdoğan’a da ayrılık çıkarmaması için nasihatlerde bulunurdu. Ya da öyle gösterirdi.
Fazilet Partisi kongresinin yaklaştığı günlerde, birkaç belediye başkanını peşine takarak, Abdullah Gül’e genel başkanlığı bırakması için Erbakan Hocamıza hiza ve istikamet vermeye kalkıştığını görmüş ve kahrolmuştuk. Orada veya başka zamanlarda kim bilir nasıl üzdü ise daha sonraki yıllarda bizzat müşahede ettik ki, Hocamız ona çok içerlemiş ve çok kırılmıştı. Bu kırgınlığını bizzat ağzından biz defalarca işittik. Sanıyorum, Hocamızdan helallik de alamadı.
Güya Tayyip Erdoğan’ın AKP’yi kurmasına şiddetle karşı çıkıyordu, ama bir de baktık ki, tıpış tıpış o saflarda yerini alıverdi.
Elbette bu “hizmet”leri karşılıksız kalmazdı. Nitekim Belediye Başkanlığından milletvekilliğine adeta yatay geçirildi.
Etrafını kırıp geçirmeye alışmış bulunan Feyzullah Bey, parlamentoya girince dut yemiş bülbüle döndü. Ancak sağda solda protokol konuşmaları için partisini temsil etme görevini yapıyordu. Hayret edersiniz, Milli Güvenlik Kurulu tutanakları açıklanıp, 28 Şubat günü Erbakan Hocamızın nasıl dik duruş gösterdiği ortaya çıkmasına rağmen, o konuşmalarında yine kinini kusarak “Erbakan’ın dik duramadığı” iftiralarını yapmaktan çekinmiyordu. Böyle bir iftirası değerli ağabeyimiz Mürsel Başer tarafından gerçeği ifade edilerek suratına geri döndüğünde, o toplantıyı kös kös terk ettiğini ibretle izlemiştik.
Bir defasında eski keskin günlerini hatırlayıp “terörle mücadele kanunun tasarısının” insani yardımlara büyük darbe vuracağı, Türkiye’nin de aleyhine olduğu, yönünde Başbakan Erdoğan’a yüksek fikirlerini beyan edecek oldu. Ama kendisini kale bile alan olmadı, o son derecede sakıncalı kanun, “uzaktan kumanda neticesinde” kendisinin de zoraki oyu ile kabul ettirilip yürürlüğe sokulduğunda, artık pek konuşmamak üzere kabuğuna çekildiğini görüyoruz.
Bugünlerde ne ile mi uğraşıyor
Ohooo! Hazret hayır işlerine dalmış!
Etrafında kumardan oluşan devlet birikimlerinin, hayır kurumlarına ve eğitim yuvalarına aktarılması için harıl harıl çalışıyor.
Hayırseverliğin bu türlüsü dudak uçuklatacak cinsten değil de nedir
Hey gidi Galatasaray (ki) Lisesinde görev yapmış keskin Feyzullah Kıyıklık!
Elini öpme tenezzülünde bulunmadığın, “Hocam” deyip insani saygıyı bile göstermediğin Liderimize; masonlarla iş tutuyor, diye iftiraları sıralıyordun. Şimdi masonluğun merkezi olan ABD ve Avrupa zorbalarının karşısında el pençe divan duran bir zihniyetin temsilcisi durumundasın!
Liderimize faizci diye iftira atan sen, şimdi, “faiz bir dünya gerçeğidir” diyen ve yüzlerce milyarı her yıl faiz faslından elin gavuruna boca eden bir zihniyetin kılıcını sallıyorsun!
Nereden nereye geldin Kendinde vehmettiğin kişiliği kıyık kıyık kıydırdığının farkında mısın
KIYIK KIYIK
Nerde kaldı savunduğun fikirler
Her birini kıydırdın kıyık kıyık!
Bataklık oldu günahlar ve kirler;
Gömülmek üzere bindiğin kayık!