Eskiden… Televizyonların, dijital ortamın, internetin bizi bağımlı hale getirmediği dönemlerde, her şehirde, hatırı sayılır kitapçılar vardı.

Kitapçılarda kitap satılırdı.

Kitapçılarda oyuncak, kaset, yiyecek satılmazdı.

Yeni çıkan kitapları, hemencecik buluverirdiniz oralarda. Namlı, zengin kütüphaneye sahip sahaflar, kitapçılar bilinirdi kimi yerlerde.

Zor bulunanlar oralarda aranırdı… Hatta bazılarının yanında, masalar, iskemleler olur, siz, orada çayı yudumlarken, kitabın dünyasında mutlu olurdunuz.

Yazarını tanımadığınız kitabın kahramanlarıyla, ya da düşüncesiyle haşir neşir olur, kendinizi zengin hayallerde bulurdunuz.

Ya şimdi… Şimdi, kitapçılar kayıp, kitapçılar fakir… Şehrin namlı kitapçıları tarihe gömüldüler… Çoğu kırtasiyeye döndü, yazıcılara kartuş satıyorlar… Bilgisayar malzemeleri, çocuklara dijital oyuncaklar, büyüklere karton satıyorlar.

Daha yeni yeni, kitaphaneler, gerçek kıraathaneler türemeye başladı. Bu güzel bir gelişme… Bazı şehirlerde, rafları dolu kıraathaneler çoğaldı. Adına kafe kitap da dense, mahiyeti itibarıyla güzel bir sonuç doğurduğu için umutlanmak gerekir.

Yine, şehirlerde açılan kitap fuarları, düşüncenin, hayalin ve umudun, kaosa karşı direnmesidir aslında. Ve kitap eninde sonunda kazanan olacaktır.

Yine de, diyorum ki, yerel ve genel yöneticilere… Kitabı yaşatmak, hayatı anlamlı kılmaktır. Çevreyi korumaktır, insan olmayı bilmektir.

Kitapçı dükkânı açmak isteyenlere kolaylıklar sağlanmalı, pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

Ankara Dış Kapı Hastanesi önünde, yıllarca kitapçılık yapan Bedri Amca, şimdi tek başına yürüyor kimsesizler yurdunda.

Nice Bedri Amcalar kaybolup gidiyorlar hayatımızdan. Kiralık kitaplar vardı bir zamanlar… Devlet kütüphanesinden alır gibi onlardan kitap alır, sonra geri iade ederdiniz… Ne güzeldi.

Şimdi, bırakın kitabı, insanlar, hatıralarını, bilgilerini dahi bir başkasına aktarmıyorlar, onlara karşı cimri davranabiliyorlar.

Kitaplı insanlar… Kitap sevenler, her yönüyle başkadırlar. Hayata, olup bitene başka bakarlar… Bilirler ki, Allah okumayı emretmiştir… Okumayla, insaniyet başlamıştır.

Bedri Amca’nın yitip gittiğini biliyordum… Lakin nerde olduğunu sonradan duydum, üzüldüm… Bari kitaplar öksüz kalmasın.

Bir ülkede, kitaplar yetim kalırsa… Kitaplar unutulursa, kitaplar gerektiği ilgiyi görmezse, oradaki maddi inkişaf dahi manasız ve renksiz, amaçsız olur… Kof olur.

İkra… Oku, diye emreden bir inancın insanlarıyız. Oku ve düşün… Düşünmeyi, taşınmayı, akletmeyi önümüze koyup levhalaştıran bir hayat yolu.

Konuştuğumuz ve laflaştığımız kadar, okuyabilirsek, insan olmanın, Allah’a kul olmanın icabını yerine getirmiş oluruz.

Yoksa lakırdıyla geçen bir ömür… Lafazanlıkla dolu bir yolculuk, o kadar… Bu yürüyüşü anlamlı kılan, yazıdır, yazmaktır, okumaktır.

Yüksek sesle haykırıyorum yetkililere… Kitapçıları yaşatın, kitabı yaşatın... Yaşatın ki, insan yaşasın, devlet yaşasın.