Kırılmak,

güvensizliğinizin ve sevgi açlığınızın dışavurumudur fakat farklı maskelerle

ortaya çıkar. İnsanlar incindiğinizin farkına dahi varamazlar, onlar her şey

yolundaymış gibi gülüp eğlenirken siz umutsuzluğun kuyusuna düşmüş ve

çıkarılmayı beklemektesinizdir. Dipsiz bir karanlıkta kalakalırsınız, kimse

sizin sesinizi işitemez, yaşadığınız çaresizliği hissedemez. Öyle zamanlar olur

ki, avazınız çıktığı kadar bağırır ve birinin elinizden tutup sizi çıkarmasını

beklersiniz. Eğer bir yolunu bulup çıkamamışsanız, çaresizliğe alışır ve o hal

üzere kalmaya devam edersiniz.

Kırılganlığın nedeni genellikle dış odaklıdır.

Kendinizden ziyade insanların hakkınızda neler düşündüğüne neler söylediklerine

beğenip beğenmediklerine odaklanır ve buradan beslenirsiniz. Değer biriminizi

kendi imkânlarınızla üretmek yerine, dışarıdan sipariş almaktasınızdır. O

yüzden insanların küçük tavırları dahi gözünüzde devleşir ve hemen

kırılırsınız. Özsaygıyı çevreden gelen destekle güçlendirmeye ve ayakta tutmaya

çalışırsınız. Ama kaynağı dışarıda olan bir şeyin kalıcı olma ihtimali yoktur.

Çevrenizdeki insanları kontrol etme ya da yönlendirme

şansınız yoktur. İnsanların ağızları torba değil ki büzesiniz, onlar sürekli

konuşur atıp tutarlar. Duygulardan arınmış edilgen bir nesne değilsiniz,

duyduklarınız gördükleriniz sizi hüzünlendirir ve kırılırsınız. Fakat

kırılganlığınız kronik bir hastalık gibi aylarca devam edip kin ve nefrete

dönüşmemelidir. Böyle durumlarda olduğunuz yerde kalmak yerine, iç dünyanıza

geri dönüp kırılan kalbinizi kendi imkânlarınızla onarmalısınız.

Dış odaklı bir hayat tarzına sahip olduğunuz için

kendinizi tanımanız ve güven duygunuzu güçlendirmeniz oldukça zordur. Çünkü

neşe ve güven kaynaklarınızı tamamen dışarıdan elde etmektesiniz. O yüzden

küçük bir sorun dahi gözünüzde büyüyor ve kendinize hak ettiğiniz değeri

biçemiyorsunuz. Çünkü bütün kaynakları dışarıdan gelecek değerlendirmelere göre

biçimlendirmektesinizdir.

Birisi yüzünüze bakmadı mı, konuşmadı mı, arayıp sormadı

mı, sizinle konuşurken sesini yükseltti mi bir anda dünya başınıza yıkılır.

Hayata küsersiniz, motivasyonunuz düşer, yaşam sevinciniz zayıflar ve için için

kendinizi yiyip bitirirsiniz. Açık sözlü olmayı hiçbir zaman denememiş, bunun

hayatınıza zarar getireceğine inanmışsınızdır. Beğenilmemekten, eleştirilmekten

ve hatalarınızın yüzünüze vurulmasından korktuğunuzdan kendinizi rol yapmaya

mecbur hissedersiniz.

Psikologlar, kırılganlığın hayatınızı zorlaştırdığını,

duygularınızı açıkca ifade ederek bu sorundan kurtulmanızı tavsiye ederler. Ama

siz hep o kabuğun içinde kalmayı tercih edersiniz. Çünkü kırılmanın kırmaktan

daha geçerli bir şey olduğuna inanmaktasınızdır. Halbuki bu toplumun ruh

derinliklerinde büyük tesiri olan maneviyat büyüklerimiz kırmaktan kaçındığımız

gibi kırılmaktan da kaçınmamız gerektiğini söylerler. Kırılmamayı öğrenmek,

olayları üzerinize çekmemek ve karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul etmektir.

Önemli olan bunu başarabilmektir. Âşık der inci tenden. İncinme incitenden.

Kemalde noksan imiş incinen de incitenden