Bu akşam saat 20,12’de İstanbul’da akşam ezanı okunacak ve iftar yapılacak.

İstanbul’un nüfusu 2018 sayımında 15 milyon küsur çıkmış ama konuşanlar 17, 18 hatta 20 milyon bile diyenler var.

Neden bu ihtilaf?

Birçok ilçe ve beldelerimiz hatta illerimiz, nüfus sayımında İstanbul’daki hemşerilerini baba ocağına davet ediyor ve sayımda rakamın yüksek çıkmasını sağlıyor.

Bunun gibi sebeplerden kesin rakam ortaya çıkmıyor.

Biz, on beş milyon olarak alalım.

Kamuoyu araştırması yapanların geçen yıllar için verdikleri rakamlara göre halkımızın yüzde 75 ve bazılarına göre yüzde 85 oruç tutuyorlarmış.

Aradaki yüzde 10’luk fark tahminime göre araştırmanın yapıldığı şehir ve o şehirde seçilen semt de etkili olur.

Bu sene araştırma yapıldığını duymadım ama bu sene geçen seneye göre biraz daha fazla olur.

Koronavirüs nedeniyle çoğunluğun evde kalmaları, çalışmamaları, bedenen rahat olmaları da oruç tutmaya teşvik eder.

Çocukların tekne orucu sayılmıyor bu istatistiklerde.

Çocuklar, gece uyanınca anne ve babalarının hareketliliğinden uykusu kaçıyor ve o da sofraya oturuyor.

Oruca başlıyor, öğleye doğru yiyor, yine oruca devam ediyor ve iftarı anne ve babasıyla açıyor.

İkinci gün ikindiye kadar dayanır.

Üçüncü gün orucu tam tutuyor ve o orucunun sevabını dedesi veya ebesi/büyükannesi parayla torundan satın alıyor. Bunların orucu, istatistik rakamlarına girmiyor.

Hele hele Ramazan’ın ilk günleri ile Kadir Gecesi ve sonraki günlerde yüzde doksanı geçiveriyor oruç tutan sayısı.

Yazık oldu gâvurların yüz elli yıllık emeklerine. Müslümanların dünya üzerinde Yemen’den Viyana’ya kadar adalet dağıtmasında, çıkarları, soygunları, sömürmeleri, katliamları engellenen devletler, Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmak için çok yönlü çalışmalara girmişler, adamlar satın almışlar, eğitimimizi altüst etmişler ama yüz elli yıl sonra yaptırdıkları araştırmalarda ahlaksızlığın en alt seviyesine düşmüş adamın bile Kur’an-ı Kerim’ine hakaret edildiğinde, o en alt yerden o da tepkisini gösteriveriyor.

Bu hâl İslam dininin kendi özellik ve güzelliğinden gelir.

Sava Paşa, Osmanlı ülkesi olan Yanya’da 1832 yılında doğan, Rum asıllı bir Hıristiyan idi.

 Osmanlı’da bakanlık, valilik, mutasarrıflık, Galatasaray Lisesi Müdürlüğü yaptıktan sonra emekli olur ve Paris’e yerleşir.

Sava Paşa Paris’te, İslam hukukunun özellik ve güzelliklerini, Batı insanına tanıtmaya başlarken İslam Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd isimli bir kitap yazar. Kitabın girişinde Kitabevi’nin tercümesinin cilt 1, sayfa 15’de Fransız yöneticilere seslenerek Cezayir Müslümanlarını onlara tanıtıyor ve sadeleştirilmiş haliyle şöyle diyor:

“1) Bir Müslüman ne kadar zayıf olursa olsun hiç bir zaman din değiştirmez.

2) İslam’a uygun olmayan hiçbir şeyi yaşamında uygulasa bile kabul etmez.

3) En aşağılık işleri yapsa da dininden vazgeçmez.

4) İslami olmayan kanuna uyuyor gözükse de fırsatını bulduğunda uymaz.

5) İslam’a uymayan kanunlara itaaten uzaklaşmak, Müslüman için farz olur.”

Bugün akşam İstanbul’da saat 20,12’de üç milyon evde sofralar kurulmuş, çorbalar taslara koyulmuş, iftarlıklar ele alınmış kulakları seste…

Kimin sesinde?

“Dünyanın en büyüğü Amerika’dır” diyen Trump’un sesine kulak veren yok.

Gerçi, “Korona hastalığına karşı bulaşık sabunu içelim” dediğinde ülkemizden biri içti ama akıl hastası olduğu açıklandı.

Dengi dengini bulurmuş.

Birkaç yıl önce dünya genelinde, “Amerika’yı sevenler ve sevmeyenler” istatistiği yapıldığında Türkiye yüzde seksen beşle sevmeme birincisi olmuştu.

Dikkat ediniz oruç tutanların oranı da yüzde seksen beş.

Parti başkanının biri çıksa da iftardan bir saat önce, “Afiyet olsun yeyiniz” dese kim kulak asar.

Bütün kulaklar açık televizyonun veya cami minaresinden gelecek “Allah-u Ekber/En büyük Allah’tır” sesine kulak verir.

Kulak, kulağımızı bükene göre değil de, kulağı yaratana göre ayarlanırsa, dünyamız da ahiretimiz de güzel olur.