Nevzat Çiçek’in Genel Yayın Yönetmeni olduğu İndependent Türkçe sitesinde son derece çarpıcı bir mülakat yayınlandı.

İlginç bir formatla; 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can sordu, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu cevapladı.

Konu, Sivas Madımak hadisesi... Biliyorsunuz, bu olay vuku bulduğunda Temel Bey Sivas Belediye Başkanı idi.

Geniş bir mülakat… Metnin tamamını okudum. Oldukça aydınlatıcı.

Mülakatın bir yerinde Celalettin Can uzun bir soru yöneltiyor;

“Bu katliamın birçok bilinmeyeni var. Buna paralel Başbağlar katliamı var. Kimine göre PKK misillemesi, kimine göre başka bir şey… Ancak bütün bunların bir de siyasi yanı var, olmalı… Biliyorsunuz 1993 yılı çok önemli bir yıl. Özal’ın barış arayışı ölümüyle birlikte akamete uğruyor.

Özal’ın “barış” eğilimi etrafında kümelenme eğilimi gösteren generallere yönelik suikastlar birbirini takip ediyor. Kürt hareketini elemine etmek için son derece “kirli” yöntemler uygulanıyor. Yargısız infazlar, kayıplar cenneti olmuştu sanki memleketimiz. Etkileri derinlemesine sürüyor. İşte Cumartesi Anneleri daha çok o yılların kayıp evlatlarını hâlâ arıyorlar… PKK bölge sınırlarını aşmış, gelmiş Sivas sınırlarına dayanmış. Sivas içinde ve çevresinde Alevileri ciddi olarak etkilemeye başlamış. Özellikle de Kürt Alevileri.

Sivas davasının bir kısım avukatlarından dahi ‘Katliamın bir Özel Harp Operasyonu’ olduğu iddiası ortaya atıldı… İşte, 35 insanın hayatını kurtaran BBP İl Başkanı Ahmet Yıldız’ın Madımak önünde toplanan 15 bin kişi ile ilgili söyledikleri; “Teskin etmek için gittim ama konuşmama müsaade etmediler.” Hâlbuki BBP Sivas’ta saygın bir kurumdur, tanımadığım insanlar vardı. Anlattınız sizin de bir konuşmanız engellenmek istenmiş, tepki göstermişler…

Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin kişisel bloğunda, o katliam günü kaleme aldığı yazıda, “Aydınlık gazetesini arıyorum, ne de olsa Aziz Nesin gazetenin dönem sahibi ve başyazarı ama onlardan da tık yok. Ne de olsa Doğu Perinçek Aziz Nesin’den habersiz ‘Şeytan Ayetleri’ni gazetede yayınlayıp derin devletle beraber yaşamanın en büyük provokasyonunu yapmış, belki de odasında kıs kıs gülüyor, hiçbir şeyden haberleri yok!

Ama Aziz Nesin üzerinden yapılan kara propaganda sonucu 35 kişi öldü… Alevilerin sonraki siyasi serüvenine de bakıldığında, bütün bunların üzerinde muhakkak ama muhakkak ciddi ciddi düşünülmesi, araştırılması ve yüzleşilmesi gereken iddialar olduğu kanısındayım… Ne dersiniz?”

Temel beyin bu soruya verdiği cevap, esasen bugüne kadar yapılan tartışmalara nokta koyar mahiyette;

“1993 yılı önemli bir yıl. Bizim tarihimizde özelliği olan bir yıl. Eşref Bitlis Paşa suikasta kurban gitti. Uğur Mumcu da. Rahmetli Özal da o dönem hayatını kaybetti. Herkesin kafasında bir soru var.

Sivas hadisesiyle ilgili en sert ifadeleri kullanan Erbakan hocaydı. Bu olayla yüzleşilmesi, araştırılması gerekir… Bunun arkasında varsa bir şey hakikaten gerçekleri bulmak için bir araştırma yapılması icap eder. Birine masum demek, birini suçlamak için bir araştırmaya girersiniz oradan gerçek çıkmaz.

Herhalde Ali Kırca’ydı, ille de beni davet etti İstanbul’a. Sonra bir ekip gönderdiler Sivas’a. Aziz Nesin İstanbul’dan katıldı, ben Sivas’tan. Yazısında Aziz Nesin’in şöyle bir ifadesi oldu; “Seninle rahatlıkla konuşabiliriz…” O da ön yargı şahsen bana karşı taşımıyordu. Benim de Aziz Nesin’in kullandığı bir ifadeden dolayı Sivas’ta bu tepkiler doğdu diyecek halim de yok. Onun için bir şey diyemem. Yalnız orada bir noktayı belirtmem gerekiyor.

İşte 2 Temmuz gelince bazen soruyorlar falan ama sonradan benim televizyonlarda gördüğüm otel yangınında bir tane delikanlı bir bidonla benzini getiriyor döküyor, arabaları da perdeyi de o yakıyor. Buna birisi müdahale edip engel olamaz mı? Esas oradaki sorunun sorulması lazım. Kim bu genç?”

Sahi, kim bu genç?

ACININ DİNMEDİĞİ YER BAŞBAĞLAR!

Bugün, 5 Temmuz 2019…

33 kişinin can verdiği Başbağlar Katliamı’nın yıldönümü.

Sivas Madımak Katliamı’ndan sadece 3 gün sonra…

Erzincan’a 220 kilometre uzaklıktaki Kemaliye/Başbağlar köyüne 5 Temmuz 1993 akşamı gelen teröristler, köyü yağmalayıp değerli eşyaları gasp ederek tüm evleri ateşe verdi. Buna karşı çıkan 5 kişiyi de yakılan evlerde ateşe vererek öldüren teröristler daha sonra akşam namazını kılıp camiden çıkan 28 erkeği köy meydanında topladı. Bir süre örgüt propagandası yapan teröristler, köylüleri kurşuna dizdi.

200’e yakın konut, köyün çeşmeleri, kültür evi, cami, ilkokul kundaklanarak yakıldı.

Köyde yaşayan vatandaşlar, yaşadıklarını ve halen dinmeyen acılarını hafızalarından silemedi.

Başbağlar Katliamı, Cumhuriyet tarihinin o güne kadarki en büyük sivil katliamlarından biri…

Saldırıya ilişkin bazı sanıklara açılan davanın dört duruşması dönemin Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yapıldı. Dava, güvenlik bahanesiyle İzmir DGM’ye alındı. 24 duruşma sonra oradan da bir sonuç çıkmadı.

Önceden hazırlanmış senaryonun birbirini takip eden zincirin halkalarından biri olarak kazındı, hafızalara, Başbağlar Katliamı.

İnsanlar kadın ve çocukların gözleri önünde yakıldı. Tam bir vahşet sergilendi.

Acılar hala taze, acılar hala dinmedi Başbağlar köyünde…

Bugün, her yıl olduğu gibi Başbağlar köyünde yine programlar icra edilecek, konuşmalar yapılacak…

Peki, ama kimler yaptı bu katliamı, amaçlanan neydi?

Birçok soru işareti var…

Yürek dağlayan bunca sorunun ortasında şurası bir gerçek ki, Başbağlar Köyü Katliamı hâlâ faili meçhul…