İslâm, din, millet, şeriat, ümmet sağcılık, solculuk, demokrasi, laiklik, Atatürkçülük, çağdaşlık vb. kimlik/aidiyet kelime ve kavramları alabildiğince kullanılmakta/istismar edilebilmektedir.

*Ülkemizdeki zulüm/sömürü düzeni; İslâm karşıtlığı ve istismarı ile beslenerek sürdürülebilmektedir.

*Böylece, temelinde inanç ve bilgi farklılığı olan fikir ve düşünceler üzerinden düşmanlıklar, çatışmalar sürdürülüyor. Bu ise,iç barışımızı, birlikteliğimizi de, kalkınmamızı da engelliyor.

*Her darbenin, siyasete müdahalenin, siyasi/"faili meçhul" cinayetlerin, bölücü söylem ve eylemin arkasında aynı maskeler var.

 *Ne yazık ki, genellikle, her kimlikte samimi olmayanlar öne çık(arıl)makta, böylece, maddi ve manevî ilerleme engellenebilmektedir.

*Ülkemizdeki kriptolar ve İslâm karşıtları, daha çok Atatürkçülük ve laiklik elbiseleriyle/maskeleriyle görünmeyi tercih ediyorlar. Ne yazık ki, hem yetkin hem de etkin konumdalar. Her alanda varlar.

*Bütün farklı aidiyetlerde hem samimi olanlar hem de istismarcılar var. Samimi olanlar, konuşup uzlaşabilirlerken, istismarcılar bir türlü konuşup uzlaşamazlar. Çünkü onlar; çekişmeden, tefrikadan, düşmanlıktan besleniyor; birbirinin varlık sebebi de...

*Kavramların, kelimelerin istismarının önlenmesi için, gerekli tedbirlerin alınması; anlam, tanım mutabakatının sağlanması gerekir. Başka bir ifadeyle, kavram ve kelimelere zulmetmekten kurtulabilmemiz gerekir. Egemenler, bunu isterler mi?

*Ordunun/askerlerin düşman kamplara/cephelere ayrılarak, çatıştırılması… *Buna paralel olarak, halkın da cepheleştirilmesi…

*Kemalizm üzerinden halkı ikiye bölerek, İslam'la/dindarlarla laiklerle savaş; bu ise sonuçta ülkemizin iç ve dış savaşa/müdahaleye açık hale getirilmesi/Siyonist-Evangelist "Arz-ı Mev'ud" BİP/BOP, "Sevr" vb. projelere hizmet değil midir?

*Hem İslâm karşıtları hem de istismarcılar birbirleriyle çatışırken, İslam'a da, ülkemize de büyük maddi ve manevî zararlar veriyorlar...

"Mustafa Kemal'in askerleriyiz"(?!) cümlesinin arkasındakiler, içindekiler?!

 *Ordumuzun görevi; yurt içinde "düşmanlar" üreterek, onlarla savaşa hazırlanmak mı, yoksa dışarıdaki düşmanlarımıza karşı savaşa hazırlanarak, yurdumuzu korumak mı? *Yoksa piyes yine sürecek, İslâm karşıtları ile istismarcıları, yine nemalanacaklar mı?

 *Amaç bu değilse bile, sonuçta anılan projelere yarayan cümleler!.. Kuranlara; nasıl, neden "hüsnüzan" edelim ki? Yakın tarihimizde "28 Şubat" darbesini/müdahalesini, birkaç gün öncesinde en üst rütbedeki yetkililerin Kudüs'e giderek, Yahudi kepiyle ağlama duvarında poz vermesiyle, darbeyi İsrail için yaptıklarını açıkça beyandan çekinmeyen komutanları unutmadık; unutmayacağız... Sonra yine "17 Aralık" girişimi yaşanmadı mı? *NATO içinde CIA'ya/MOSSAD'a/Siyonizm’e bağlı bir birimin varlığı, yıkıcı faaliyetleri, her siyasi, faili meçhul cinayetin, Çorum, Sivas, Başbağlar, Kahramanmaraş vb. vahim olayların arkasında olduğu artık sır da değil iken, düzen sürdürülebiliyor. Bu birimdekiler, her rengimizle, kimliğimizle, herkese karşı konumlanabilmek donanımında ve yetenektedirler... Bu hain damar ayıklanmadıkça, ordumuz bunlardan arındırılmadıkça bu cümleler kurulmaya, provokasyonlara alışkanlığımız da devam eder.

*1980 darbesinden önce İsrail, Kudüs’ü başkent ilan etmiş, bunun üzerine zamanın Millî Görüş partisi (MSP) Konya'da tepki olarak, 6 Eylül'de "Kudüs" mitingi düzenlemiş ve bu miting, 6 gün sonraki darbenin gerekçelerinden sayılmıştı. *“28 Şubat’tan birkaç gün önce Sincan'da sahnelenen "Kudüs Gecesi" piyesinin sonrasında Sincan'da tanklar yürütülmüştü. Bütün darbeler, laikliğin korunması adıyla, demek ki, Siyonizm adına yapılmış!

 *Bu cümleleri kurma cesareti/cüreti nerden geliyor? Cümlelerini biz de kurmayalım mı?

28 Şubat'tan sonra da 15 Temmuz'u yaşamadık mı?

*Umar ve dileriz ki, ordumuzdan laiklik/Atatürkçülük maskesiyle Siyonizm’e hizmet edenler ayıklanır.

 *Ne yazık ki, ülkemizde kimlikler ve kavramlar üzerinden sürdürülen bir sömürü yarışı/düzeni var.

*Her alanda etkin ve yetkin bir kripto kimlik var ki, her elbiseyi giyebiliyor, her kavramı kullanabiliyor. Değerlerin sömürü en çok din (İslâm) ve laiklik/Atatürkçülük karşıt kimlik ve kavramları üzerinden yapılıyor. İki kimlikte de, samimi olanlar da var; sömürücüler de…

*Sömürücüler ülkemize de, dinimize büyük zararlar veriyor; ayrılıkçılığı, düşmanlığı, cepheleşmeyi üretip büyütüyorlar. Bundan besleniyorlar.

*Kılıçların çekilmesinin arka planında da, Atatürkçülük adı/kalkanı üzerinden, dine karşı bir cepheleşmeyi çağrıştırıyor. Ne adına bu çıkış?

*28 Şubat darbesi, anti Siyonist/millî siyasetinden dolayı merhum Erbakan hükümetine karşı yapılmadı mı?

*Halkımız bölünüp, parçalanmadan, cepheleştirilip düşmanlaştırılmadan, Siyonizm’in "Arz-ı Mev'ud" projesi gereği ülkemiz işgal edilemez; bölünüp, parçalanamaz. Bunun için, bölücü her söylem, Siyonizm’e/düşmanlarımıza hizmettir; ülkemize, halkımıza ihanettir. "Peygamber ocağı"nı zayıflatmaya, itibarsızlaştırmaya, yıpratmaya, kirletmeye kimsenin hakkı da, yetkisi de, haddi de yoktur. Halkın çocukları, halkın maaşıyla, halkın kılıcıyla, halkın birliğine karşı kılıç çekerek, düşman Siyonizm’e/"Arz-ı Mev'ud"a hizmet edemez. "Düşman" tanımını kim yapacak?

 Sorularının cevabını bulmak zor değil...

Kripto bir bakarsınız "Apo", bir bakarsınız "feto" elbisesiyle faaliyettedir. Hâlbuki ne "Apo" Kürt kardeşlerimizin ne de "feto" Nur cemaatimizin temsilcisi değildir. İki kimlik de Siyonizm’e bir şekilde bağımlıdır. Bunu 1980’de, 28 Şubat’ta, 15 Temmuz’da yaşadık. Darbelerin arkasından Siyonizm çıktı. 1980 darbesi Kudüs sebebiyle yapıldı. 28 Şubat, Kudüs piyesi sonrasında yapıldı. Öncü komutan, 28 Şubat darbesini İsrail için yaptıklarını açıkça beyan edebildi. Öncesinde de Kudüs’e giderek, Yahudi kepiyle ağlama duvarında fotoğraf verdi. Bunlar, laiklik ve Atatürkçülük adına yapıldı. Son yemini de böyle okumalı, değil miyiz?

Analar çocuklarını askere "peygamber ocağı" diye, vatan düşmandan korunsun, bölünmesin diye gönderiyorlar; Siyonizm’e hizmet için değil.

 Karşıt, düşman olarak görünenler, aynı düşman odak (Siyonizm) tarafından üretilip, konumlandırılarak yönetiliyor. Bu tuzağı görmeli ve bozmalıyız; bizi iç çatışmaya, dış müdahaleye açık hale sürüklemek istiyorlar.

 Kılıç düşmana çekilir; düşman kim, sen kimsin, kime hizmet ediyorsun?