Bismillâhirrahmanirrahîm!

VENEZUELA Devlet Başkanı ve eşinin yataklarından sürüklenerek ABD’ye kaçırılıp mahkemeye çıkarılması ile başlayan süreç devam ediyor. Bütün dünyanın nefretle tepki gösterdiği çağdaş korsanlık konusunda Trump hiç geri adım atmadı. Aksine yeni işgal ve ilhak hedefleri açıkladı. Dünya böyle terörist bir yöntemle yoluna devam edemez. “Keskin sirke küpüne zarar” atasözümüz gereği, saldırganlık yöntemi Trump’ın sonunu hazırlayacak gibi görünüyor.

İsrail’in işgal, katliam ve soykırımına Trump’ın “sınırsız” destek vermesi ABD’nin dünyada itibar ve güven kaybına yol açmıştı. Venezuela’ya diktatörce saldırıp işgalle yönetmek istemesi de Trump’ın âdil ve barışçı bir “devlet adamı” olamayacağını gösterdi. Olay, bütün dünyaya, ABD kurulurken yaşanan “kovboyluk” dönemini hatırlattı.

Trump’ın Venezuela korsanlığı, bazı ülkeleri tehditle işgal ve ilhak etmek istemesi, bazı petrol zengini Arap ülkelerini ticaret bahanesiyle haraca bağlaması, bizdeki Dede Korkut Masalları’nda geçen Deli Dumrul Hikâyesi’ne ne kadar da benziyor? Hani, Deli Dumrul bir kuru çay üzerine bir köprü yaptırmıştı da; geçenden 100 akçe, geçmeyenden döve döve 200 akçe alıyordu ya! Peki, güya modern dünya Deli Dumrul’ca bir uygulamaya razı olur mu, dersiniz?

Hayır, hayır! Dünya adalet, hak, hukuk, özgürlük, bağımsızlık, kural gibi değerleri ayaklar altına alarak yoluna devam edemez, etmemelidir. “Keskin sirke” durumundaki Trump durdurulmalıdır. Millî Görüşçülerin 57 yıldır seslendirdiği “Âdil Düzen”e dayalı “Yeni Bir Dünya” kurulmalıdır.

TRUMP’A TEPKİLER

TRUMP’IN “keyfî” yönetimine dünyadan olduğu kadar, kendi içinden de büyük tepkiler yağdı. Hatta, tepkilerin bazısı “nefret” noktasına varıyor. ABD’nin Kaliforniya eyaleti valisi Gavin Newsom, Trump’ın ABD’yi tehlikeli bir noktaya getirmekte olduğunu anlattı: “Trump kendi ülkesini savaşa sürüklüyor.” (17 Ocak 2026)

ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Hakeem Jeffries, Trump’ın yetki ve sınırları konusunda şöyle konuştu: “Venezuela’nın geleceğine ABD ve Trump karar veremez.” (7 Ocak 2026)

CBS News’e konuşan Trump, sunucunun, “Yetkiniz anayasa ile sınırlı değil mi?” sorusuna, “Yetkim ahlâkımla sınırlı” deyince, sunucu devamla, “Öyleyse sizi durduracak tek şey ahlâkınızdır; uluslararası hukuk değil” cevabına karşı, Trump bu sözü başıyla onayladı.” (14 Ocak 2026) ABD ve dünyanın işi Trump’ın ahlâkına(!) kaldıysa!.. Sözleri, Trump yönetiminin keyfiliğini ispatlamıyor mu?

Bir fabrika ziyareti sırasında Trump’a bir işçi “pedofili” suçlaması yapınca, Trump işçiye hakaret ve küfür etti; el işareti yaptı. (14 Ocak 2026)

Ünlü aktör Mark Ruffola, bir ödül töreni sırasında Trump’ı şu sözlerle tanıttı: “Dünyanın en aşağılık insanı! Hüküm giymiş bir tecavüzcü!” (16 Ocak 2026)

Yine ödül töreninde Robert Mario De Niro ise Trump için, “Canı cehenneme” (16 Ocak 2026) ifadesini kullandı.

ABD Manhattan Bölge Savcısı Alvin Brogg, “Trump, 34 ayrı suçtan hüküm giydi; cinsel tacizde bulundu” (16 Ocak 2026) açıklamasını yaptı.

YOL AYRIMINDAYIZ

AKSA Tufanı, tüm dünya için turnusol kâğıdı oldu. Herkesin zalim ve mazluma karşı duruşu açıkça görüldü. Venezuela Devlet Başkanı Maduro, İslâm dünyasına; Filistin’e karşı sessizliğiniz bana acı veriyor; artık harekete geçmelisiniz, diyerek göreve çağırdı. Bahane üreticilerini de şöyle uyardı: “Yerin dibine batsın sizin resmî açıklamalarınız! Yerin dibine batsın sizin resmî protokolünüz!”

Trump’ı rahatsız eden Maduro’nun bu sözleri miydi, dersiniz? Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı’nı keyfî kararla kaçırması dünya barışını tehdit etmektedir. Asıl cezalandırılması gereken Trump’tır. Alenen işlenen bu suç karşılıksız kalırsa, dünyada hiçbir lider güvende olamaz. Yönetici suç işlerse halk daha büyüğünü işler. Herkes gücünün yettiğine saldıracak olursa, işin sonucunun nereye varacağını iyi hesaplamak zorundayız.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, uluslararası hukukun ortadan kalkmasının getireceği tehlikeler konusunda şöyle uyardı: “Bu savaş çanları tüm dünya için çalıyor. ABD ile iş birliğinde kurtuluş arayan büyük bir yanılgıdadır.” (7 Ocak 2026 TBMM Grup Kon.)

“Dünya barışını sağlamak” gibi büyük iddialarına rağmen, Birleşmiş Milletler dünyaya vaat ettiklerini verememiştir. ABD’nin gerçek yüzü, terörist bir yapı olan İsrail’e sınırsız destek vermesiyle apaçık ortaya çıkmıştır. Erbakan Hoca’nın ömrünce sözünü ettiği “İslâm Birleşmiş Milletleri” konusu bütün ülkelerin gündemine girmelidir. D-8’in ilk esasının “Savaş değil; barış!” olduğu unutulmamalıdır. Asıl büyük görev İslâm dünyasına düşüyor.