Yarış Hollywood’da başlamaz.

Yasak elma ile başlar.

İlk günah… İlk varlık iddiası…

Anlık göz kararması…

Hâlâ nöbette uyuyakalır canlar.

İlk gazap, ilk kovuluş… İlk farkındalık, ilk tövbe… İlk bağışlanma…

Kassam Tugayları’nın yolunu açan Habil’dir.

Kan içmek bugünkü kadar yaygın olmasa da

Katil kadrosu tam tekmil…

Şehitler kervanı, karganın gösterdiği yoldan ilerlemekte hâlâ…

İdris peygamber terziymiş.

İnsanlığı da ilk o giydirmiş derler.

Sorsak,

Çatlayan ar damarlarımıza uygun bir şeyler diker mi ki?

Su gerekir.

Kiri, pası, çarı çamuru, kanı, bunca leşi temizlemeye su gerekir.

Çok su gerekir.

Nuh ataya söylesek…

Oğlu ile beraber temizlese bizleri…

Hz. Musa’nın bırakıldığı nehirde yuğsak ruhlarımızı…

Kızıldeniz’e baraj kursak…

Üretilen enerji müslim mi olur? Kâfir mi?

Akın düzenlemek güzel olabilirdi.

Firavun sarayında Asiye gibi…

Baba ocağında İbrahim gibi…

Puttan kabri kestirdik gözümüze…

Kamal’in kaçarı yok.

Şölen sarhoşluğu kolluyoruz.

Baltayı en büyük olanın boynuna asmak için…

Bizim mahallede pek sevilmez putlar.

Banka taşlarız boş zamanlarımızda.

Cebimizde takvim yaprakları taşırdık hatta…

Üzerlerinde ayet, hadis yazardı.

Müslümanca isim önerileri belki…

Kur’an-ı Kerim’i okuduğumuz zamanlardı.

Makyajlı kızları ciddiye almazdı annelerimiz…

Sadece cepheye mermi taşıyacak ele kına yakılır.

Hakk’a kurban olmayan İsmail’den,

Kınayıcılara susmayan Meryem’den hayır gelir mi?

Marşlar söylenmiyor.

Şiirler ezberlenmiyor.

Şehadet üzerine konuşulmuyor…

Duvarlara hak yol İslam yazılmıyor.

Acaba Hz. İsa’dan rica etsek…

Ol emri ile diriltmez mi bizleri?

“Gel ey Muhammed bahardır.”

İnsanlığın sonbaharıdır.

Döktük içimizdeki tüm iyileri…

Turunculaşmış güz yaprakları gibi…

Şehit Hasan El Benna’yı, Şeyh Ahmed Yasin’i

Erbakan Hocamızı al da gel.

Yorulduk ey yetimlerin hamisi…

İki cihan serveri...

Ya ruhundan üfle, kalksın necaset yüreklerimizden…

Ya da durdurma Cebrail’i…

Kazısın şu necis bedenlerimizi yeryüzünden…