Yıllar önce Karamanda "Yalancı" diye bilinen bir adam vardı.
Mahkemenin karşısındaki kahvehanede oturur, işsiz güçsüz adamları yalanlarıyla güldürürdü.
Sabahleyin işe gelir gibi kahvehaneye gelir ve orada yalanlar atardı.
Kahvehaneye gidemeyen biri bir gün onu çarşıda giderken görür ve "Hiç düşünmeden bana bir yalan söyle" der.
Yalancı: "Kardaşım, git işine. Yalan söyleyecek durumda değilim. Anam öldü, kefen almaya geldim" der.
"Allah rahmet eylesin, bilmiyordum, kusura bakma" diyerek ayrılır.
Sonra öğrenir ki, söylediği yalanmış.
Adamın hep kahvehanede oturması, mahkemede şahide ihtiyacı olanların ona başvurması içindir.
Hemen kahvehaneye geliyor, Yalancıyı buluyor ve ona neyi
söyleyeceğini söylüyor ve hâkim huzurunda şahitlik yapıyor ve yolunu
buluyordu.
Bu günlerde sağcı, solcu, ulusalcı, milliyetçi, birçok ci ve cular,
İslama göre şahitliği kabul edilemeyecek insanların her sözünü dikkatle
dinledikten sonra hepsi kendi lehine olanları kabul ediyor, kendi
aleyhine olanları kabul etmiyorlar.
Karşı olduğu insanların aleyhine olan ifadelerini onaylıyorlar, kendi aleyhlerine olanları kabul etmiyorlar.
Kabul etmediklerini ispat için o şahidin daha önce işlediği suçları dillendiriyorlar.
Terör suçundan mahkumiyet almış Şemdin Sakıkın tanıklık yapması
karşısında eski Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ şöyle diyor: "Bir
tarafta ömürlerini PKK terör örgütüne karşı mücadele ile geçiren ancak
bugün haksız ve mesnetsiz suçlamalarla Ergenekon Davasında sanık
sandalyelerine oturtulan Türk ordusunun komutanı ve karargahı; diğer
tarafta bir dönem PKK terör örgütünün ikinci adamı durumunda olan,
Bingölde 1993 yılında 33 erimizin şehit edilmesi için emir veren ancak
bugün tanık sandalyesinde oturtulan bir terörist. Bir tarafta Türk
Silahlı Kuvvetlerine komutanlık yapmış 26. Genelkurmay Başkanının
Terör Örgütü Kurmak ve Yönetmekten suçlanması ve yargılanması, diğer
tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve sanıklar ile hasım durumunda olan
eli kanlı bir teröristin Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesinde dinlenen bir
tanık olması. Takdir yüce Türk milletinindir."
Basın mensuplarının, siyasilerin ve ağzı olan herkesin
konuştuklarından benim anladığım, insanlar, bir zaman teröristlik
yapmış, zaman gelmiş itirafçı olmuş, zaman gelmiş, beraber çalıştığı
insanlar aleyhine çalışmış insanların iki taraflı keskin bıçak gibi her
durumda yaralar açanların şahitliğinin kabul edilmemesini isterken
aslında İslamın önerdiğini farkına varmadan istemektedir.
Sevgili Peygamberimizin, "Gücünüz yettiğince cezaları şüphelerle
kaldırın. İmamın (devlet başkanının, hâkimin) affederek hata etmesi,
ceza vererek hata etmesinden hayırlıdır" (Tirmizi, Sünen, hudud 2.
hadis, no: 1424) hadisi zaman içinde Avrupaya geçmiş ve oradan bize "Şüpheden sanık yararlanır" şeklinde ithal edilmiş ama bu kural pek
fazla işlemez hale gelmiş.
Ayrıca İslam hukuku, birbirine dünyevi nedenlerle düşman olan kişilerin birbirinin aleyhindeki şahitlikleri dinlenmez demiş.
İfade çelişkili olursa şahitliği nazarı itibara alınmaz.
"Kanaatime göre" diye başlayan cümlelerin hiçbir kıymeti olmaz.
Hâkim, davacı ve davalının huzurunda şahitlik yapmalı ve tarafların yüzünü gördüğü gibi onun yüzünü de taraflar görmelidir.
Davalı kişi; şahidin fasık olduğunu, yalancılıkla bilinen biri
olduğunu, devamlı Allahın yasaklarını çiğnediğini iddia ederse hâkimin
araştırması gerekir ve eğer söyledikleri doğru ise şahitliğini kabul
etmez.
Şahidin adil olması şartı ilk şarttır ve olmazsa olmaz şarttır.
Şahit, bu şahitliğinden faydalanmadığı gibi zarar da görmeyecek.
Rabbimiz buyuruyor: "Şahitler (şahitlik yapmaya) çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar.
Kâtip de, şahit de zarar görmesin. Eğer zarar verirseniz, o size
doğru yoldan çıkma olur. Allahtan sakının, size Allah öğretiyor. Allah
her şeyi bilir. Şahitliği gizlemeyiniz. Kim şahitliği gizlerse kalbi
günahkâr olur." (Bakara suresi, ayet 282-283, ayrıca bakınız Nisa
suresi, ayet 139, Maide suresi, ayet 8) İslam hukuku, hiç bir insana
haksızlık yapılmaması için şahitte bunlara benzer birçok şart ve ehliyet
aramıştır.
Kim bilir belki de İslamdan uzaklaşılmasının cezasını herkes bir şekilde çekiyordur.
Koro halinde, "Kendim ettim kendim buldum" diyoruzdur.