Aylardır devam eden sürecin sonuna geldik. Bugün sandık başına gidiyoruz. Öncelikle sonuçların ülkemiz ve milletimiz için hayırlar getirmesini diliyorum. Meydanlarda, sokaklarda, medyada bugüne kadar olan tartışmaları biliyorsunuz. Bugün artık siyasiler susacak, milletimiz konuşacak. Herkes şu anda milletin ne diyeceğine odaklanmış durumda.

İlk önce şunu ifade edelim ki, en başından beri kendi mecrasından çıkarılan bir kampanya dönemi yaşadık. Siyaset dilinin daha önce bu kadar çığırından çıktığı bir dönem yaşadık mı, bilmiyorum. Özellikle iktidar kanadı 24 Haziran seçim sonuçları üzerinden, kendi tabanını koruma hedefiyle tamamen onları memnun edeceğini düşündüğü söylem üzerinden hareket etti. Ancak bundan önceki seçim dönemlerinde olduğu gibi bunda çok da başarılı olamadığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sandığa gidin” çağrısıyla ortaya çıkmış oldu. Bu zamana kadar oy kullanmayı düşünmeyen insanlarımızın çoğunluğunun muhalefet partilerinin seçmenleri olduğu söylenirdi. Bu sefer bundan önce iktidara destek veren seçmenlerin bir ders verme maksadıyla sandığa gitmeme yönünde tavırları daha belirgin şekilde kendisini gösterdi. Çünkü özellikle AK Parti tabanındaki rahatsızlık çok net bir şekilde anlaşıldı. Hatta önceki seçimlerle kıyaslandığında son hafta moral üstünlüğü eline geçiren iktidar, bu seçimlerde hedeflediği şekilde bu üstünlüğe de ulaşamadı.

Hep söylediğimiz bir şey var, o da bugün ülkemizin en önemli probleminin kamplaşma olduğu gerçeğidir. Farkında mısınız bilmem ama son hızla cinnet toplumuna dönüşüyoruz. Siyaset, medya, kanaat önderi yani toplumun gözü önünde olanların birçoğu ne yazık ki sorumsuzca yangına benzin taşımakla meşguller. Buna dur denilemediği takdirde herkes zarar görecek ve millet olarak hep beraber kaybedenlerden olacağız. Hakikati aramak, ona ulaşmak için gayret içinde olmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bugün maalesef çoğu kimsenin derdi hakikati aramak değil, kendi mahallesine yaranma kaygısı olduğuna şahit oluyoruz. Bu durum aslında milli birliğimize yönelik en büyük tehdittir.

Sözü dolaştırmadan ifade etmemiz gerekirse bugün Türkiye yalan, iftira, korku, hakaret ve tehdit üzerine siyaset inşa etmek gibi büyük bir hata ile karşı karşıyadır. Daha doğrusu trolleşme temayülü siyaseti esir almaya başlamıştır. Toplumun intiharı demek olan, kamplaştırma, ayrıştırma ve ötekileştirme maalesef yaygınlaşmaktadır.

Bir belediye seçiminde bile kin ve nefretin bu kadar ayyuka çıkması anlaşılır gibi değildir.

Diğer taraftan bugün aslında konuşmamız gereken sorunlarımız işsizlik, yolsuzluklar ve yoksulluktur. Milyonlarca insanı açlık sınırının altında yaşayan bir ülkeye müreffeh ülke muamelesi yapmak doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye borçludur. Her yıl bütçeden on milyarlarca lira faiz ödemek zorundadır. İktidar aldığı borçları üretime dönük yatırımlara harcamamıştır. Yolsuzluk iddialarının temelinde bir bakıma yerel yönetimler vardır. Bu seçimlerde iktidar değişmeyecek ancak bütün bu yanlışlar için iktidara sarı kart gösterme, ders verme, akıllarını başlarına alma imkânı sağlayacaktır. Eğer iktidara bu seçimde bir uyarı yapılmazsa, sorunları doğru değerlendirmeleri mümkün olmayacak, hatta verilen desteği onay olarak anlayacaklardır. Bu yerel seçimlerin geneli ilgilendiren tek boyutu budur. Bir de milletimizde siyaset kurumuna olan güvenin zedelenmesinden olsa gerek, geleceğe dair bir ümitsizlik olduğu hissediliyor. Doğduk, bittik böyle diye bir yılgınlık olduğu görülüyor. Her şeye rağmen bu ülke kendi sıkıntılarını çözebilecek altyapıya sahiptir. Dün defalarca sandığa gittik, bugün gidiyoruz, yarınlarda da gideceğiz. Önemli olan millet olarak birbirimize arkamızı dönebilmemizdir. Her daim yüz yüze bakacağımız gerçeğini unutmadan hareket etmemizdir.