Geçtiğimiz günlerde Ankara'nın Ulus Meydanı'nda ilginç bir sahneye tanıklık ettik. Bir genç, pijamalarıyla bir koltukta oturuyor, elinde uzaktan kumanda, gözlerinde derin bir boşluk... Yanındaki sehpada bir bilgisayar ve bir KPSS kitabı… Meramını şu sözlerle ifade ediyordu:

“Evde oturmaktan sıkıldım, psikolojim bozuldu. Her gün bilgisayar oyunu oynamaktan gına geldi. İş bulmak, çalışmak, hayallerime ulaşmak, evlenmek istiyorum. Aileme yük olmaktan utanıyorum. Bu ülkede 5 milyon ev genci var. En verimli yıllarımız bu kanepede geçti. Bize ev genci deyip geçenler saraylarında keyif sürüyor. Ama biz buradayız. Feryadımızı duyun. Bizi tutsak eden sizin düzeninizdir.”

Ülkemizdeki beş milyon gencin sessiz çığlıklarını gündemimize düşüren bu performans, Saadet Partisi Gençlik Kolları'nın "Ev Genci" kampanyasının çarpıcı bir parçasıydı. Temsili değil, gerçek bir ev genci tarafından canlandırılan bu sahne, Türkiye'deki milyonlarca gencin sessiz çığlığını görünür kılmayı amaçlıyordu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, eyleme katılarak gençlerle sohbet etti ve şu sözleriyle dikkat çekti: "Son açıklanan verilere göre Türkiye’de tam beş milyon 'ev genci' var. Ne eğitimdeler ne de istihdamda yer alabiliyorlar. İktidara, politikalarına ve çaldığı umuda karşı gittikçe büyüyen sessiz bir çığlıktır."

Bu çarpıcı çalışmayı organize eden Gençlik Kolları Başkanı Haldun Pekdemir ise kampanyanın amacını şu şekilde özetledi: "Ev genci olmak, sadece işsiz olmak değil; umutlarını yitirmiş, geleceğe dair hayalleri elinden alınmış bir gençlik demek."

Saadet Partisi hazırladığı bu kampanya kapsamında evgenci.com adlı web sitesi hazırlamış. Sitede ev gençlerinin duygularını ve yaşadıkları zorlukları anlatan 30 saniyelik çarpıcı bir deneyim sunuyor. Gençler iş beğenmiyor diyen kitlelere gençlerin yaşadığı bu zorluk daha etkili anlatılamazdı zannediyorum.

Peki, nereden çıktı bu ev gençleri? Gençler gerçekten iş mi beğenmiyor? Yoksa tembeller mi? 5 milyon gencimizin yaşadığı bu krizi böyle etiketler yamayarak çözemeyiz.

Ev genci dünya çapında yaşanan bir sorun olmanın ötesinde en çok Türkiye’de görülen bir olgu haline geldi. Bunun başlıca nedenlerinden biri, eğitimle iş dünyası arasındaki kopukluk. Üniversitelerden mezun olan gençler, iş piyasasının ihtiyaç duyduğu becerilere sahip olamıyorlar. Ayrıca, ekonomik dalgalanmalar ve istihdam olanaklarının sınırlı olması da gençlerin iş bulmasını zorlaştırıyor.

Kültürel faktörler de bu durumu etkiliyor; ailelerin gençlerden beklentilerinin tutarsızlığı, özellikle helikopter ebeveyn denilen yetiştirme tutumları nedeniyle dış dünyayla kopuk bir gençlik yetişiyor. Mezun olan pek çok genç iş hayatına atılmadan eleniyor. İş dünyasına atılamayan, haliyle ekonomik olarak ailesine bağımlı olan gençler kendi yuvalarını da kuramıyorlar.

Aile Yılı olarak ilan edilen 2025 senesinde atılacak en önemli adım bu gençlerin topluma kazandırılması noktasında harekete geçmek. Bu sessiz krizi çözmek içinse kapsamlı politikalara ihtiyaç var. Öncelikle, gençlerin işgücü piyasasına entegrasyonunu kolaylaştıracak mesleki eğitim programları oluşturulmalı. Üniversitelerle iş dünyası arasında işbirlikleri artırılarak, öğrencilerin mezun olmadan önce pratik deneyim kazanmaları sağlanmalı. Ayrıca, genç girişimcilere yönelik destek programları ve teşvikler sunulmalı.

Saadet Partisi, çözüm önerilerinin de bulunduğu bir rapor da hazırlamış. Bu rapora Saadet Partisi’nin resmi sitesinden ulaşabilirsiniz. Raporda çözüm önerileri olarak genç istihdamını artıracak politikaların hayata geçirilmesi, mesleki eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve genç girişimciliğin desteklenmesi bulunuyor. Çözüm önerilerinde en çok dikkatimi çeken bir süredir işlevsiz kalan muhtarlıkların gençlerle iletişim noktasında yeni bir misyon kazandırılmasını teklif etmeleri oldu.

Önümüzdeki günlerde “ev genci” kavramını daha çok duyacağız gibi görünüyor. Saadet Partisi'nin "Ev Genci" kampanyası, toplumun göz ardı ettiği bir gerçeği gün yüzüne çıkardı.
Bu sessiz çığlığa kulak vermek