Kurmakla övündüğümüz modern şehirlerimiz, özgün birer

numune mi yoksa kötü bir kopya mı Olup olmamaları kültürümüze, medeniyetimize,

şehirlerimize ve insanımıza herhangi bir şey kazandırıp kaybettirir mi

Şehirlerimize çöreklenen modern yapıları, alıp da

herhangi bir başka medeniyetin şehrine koysanız muhakkak ki sırıtmayacaktır.

Misal, İstanbul un tarihi ve kültürel mirasını değil de yeni, modern , bol

ödüllü konseptlerini birisine gösterseniz, bunların bir İslam şehrine ait

olduğunu söylemesi mümkün olmayacaktır. Halbuki, bir Roma yı, bir Paris i, bir

Londra yı hala binalarından tanıma imkanı var. Biz ise ısrarla ve adeta

sistematik bir şekilde şehirlerimizi öldürüyoruz, köküne kibrit suyu döküyoruz,

tanınmaz hale getiriyoruz.

İstanbul u finans merkezi yapacağız diye saçma sapan

gökdelenlerle doldurmak, yabancı yatırımcının cazibe noktası haline

getireceğiz diye birbirinden ruhsuz ve tipsiz rezidanslara, sitelere, AVM lere

boğmak, açıkça medeniyet ve onun ürettiği eserlere karşı da bir savaştır

aslında.

Bir düşünelim. Kentsel dönüşüm adlı vakıa ne kadar

faydalı mıdır mesela Kağıt üstünde depreme karşı dayanıksız binaların yerine

yenilerinin yapılması gibi bir amaca sahiptir. Bir de, bu vesileyle

şehirlerimizin çarpık kentleşme unsurlarından arındırılması hedeflenmektedir.

Peki kentsel dönüşüm uygulaması ne gibi sonuçlar üretiyor En başta,

merkez deki orta halli ve alt gelir grubundaki insanları çevre ye itiyor.

Adeta rantı yüksek olan merkezin boşaltıp, kar heveslisi müteahhitlere ve

yatırımcılara alan açıyor.

Peki, şehre ne gibi bir değer katıyor Kağıt üstünde,

yapılan birbirinden şık projelerle şehirlerin çehresi değişecek Gelin görün

ki, ortaya çıkan yapılar şehir yaşantısına herhangi bir şey katmaktan öte kendi

içlerinde kurtarılmış bölgeler , şehir hayatından bağımsız adacıklar

olmaktan öteye gidemiyor.

Misal, Fikirtepe önceden bir varoş bölgesiydi ve yolu

düşmeyenin gitmeyeceği bir yerdi. Bugün yapılan milyonluk yapılarla şehir

hayatına kazandırılıyor mu peki Tabii ki hayır. Şehir sakinlerinin ortak alanı

yine olmayacak, şehrin kullanımına yine açılmayacak. Lüks projelerle, sitelerle

yine şehirden kopuk bir yer olmayı sürdürecek. Mesela, gayet güzel bir şehir

parkı yapılsa, halkın kullanımına yönelik işlevler söz konusu olsa,

Fikirtepe deki dönüşüm sokaktaki vatandaşı ilgilendirir. Bu haliyle, ha

gecekondu olmuş, ha lüks site olmuş, şehrin kimliğine bir katkısı olmayacak.

Geçenlerde Arjantin in başkenti Buenos Aires metrosundan

resimler düştü basına.  Metro istasyonu

Endülüs esintileriyle dekore edilmişti. Duvarlarda Endülüs mimarisini yansıtan

figürler, süslemeler ve hatta La galibe illallah ın da içinde bulunduğu Arapça

ibareler de dahi vardı. O yüksek estetik zevki, elin Arjantinlisi (İspanyol

kökenli olmalarının da etkisiyle olsa gerek) metro istasyonuna yansıtmıştı.

Bizdeki durum nedir Birkaç sene önce yapılmış olan

Başakşehir metrosunun düğün salonu estetiğinde(!) dekore edilmiş istasyonlarına

bakmak yeterli herhalde. Bu baş gösteren modernklik takıntısı, hem elimizde

kıymetlerin değerini anlayamamaya hem de anlaşılmaz bir açgözlülükle

şehirlerimizi yoz birer yığına çevirmemize neden oluyor.

Bu yapı üretim zincirini dikkate alırsak, bundan böyle

İstanbul bir gökdelenler, saçma sapan isimli rezidanslar, siteler, AVM lerden

müteşekkil bir silüete mi sahip olacak yani Şehirlerimiz, TOKİ nin zevksiz ve

işlevsiz yapılarıyla, müteahhitlerin estetik yoksunun ama cicili biçili

eserleriyle(!) mi malul olacak bundan böyle

Elin Arjantinlisi, yaşadığı yeri şehir olarak görüyor ve

estetik bir katkı olarak Endülüs ten kopya çekebiliyor. Biz ise varsa yoksa

modern diyerek, ne idüğü belirsiz birtakım şeylerle medeniyetsizlik sembolü

hilkat garibeleri üretmekte diretiyoruz.

Modern değil medeni , yani şehirli olmaktır halbuki

bizim ölçümüz. Bugünün kasabalı kafası nasıl anlasın bunu!