Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılı olması hasebiyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bu sene beklendiği gibi farklı bir şekilde kutlandı. Hem iktidar hem de muhalefet cephesi “Cumhuriyet’in gerçek sahibi biziz” diye dalaşarak bir türlü paylaşamazken kendi liderlerini de adeta ilahlaştırdılar. Bu durum kendilerince anlaşılabilir olsa da her kesim kendi liderini sevme hususunda o derece aşırıya gitmesi doğru değil. O ismin şahsi nüfuzunu kullanarak resmen gölgesine sığınıp, karşı tarafı ötekileştirerek düşman gibi göstermenin antipatilere sebep olduğu da unutulmamalıdır. Her toplum kendi liderini tabi ki sever ama sınırları aşmamak, aşırıya kaçmamak da gerekir.
Öyle anlaşılıyor ki, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimleri milliyetçilik üzerine adeta bina edilmiş idi. Şimdi önümüzde 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde ise Atatürkçülük ön plana çıkacak gibi görünüyor. Kemalistlerin bundan ne kadar nemalanacağını CHP Kurultayı’nda görmek mümkün olabilir.
Diğer taraftan bir günlüğüne de olsa Gazze gündemden düştü. Açlık, yoksulluk unutturuldu. Ama ne yazık ki, sabah erken açıldı, rüyadan uyandık. Gazze’nin, Kudüs’ün acıları yüreğimize hançer gibi saplanmaya devam ediyor. Açlık ve yoksulluk ise yakamıza yapışan kene gibi geleceğimiz için hayal kurmadan ümitlerimizi alıp götürüyor.
TÜRK-İŞ verilerine göre Ekim ayında açlık sınırı 13.684 TL’ye yükselirken, yoksulluk sınırı 44.573 TL’ye ulaşmış. Buna göre halkın %50’si açlık, %80’i de yoksulluk içerisinde. Bu realite karşısında “iktidar ne yapıyor?” diye sormak da vatandaşın tabii hakkıdır. Hemen her durumda, her konumda, her meselede olduğu gibi muhalefetin gerçek manada muhalefet yapamadığını düşünen iktidar, “protestoyu da mitingi de biz yaparız” diyerek 28 Ekim Cumartesi günü İstanbul’da Büyük Filistin Mitingi adıyla geniş katılımlı bir miting gerçekleştirdi. Konuşmaların içeriğine baktığımızda özellikle iktidar liderinin yine kötü gidişatı kendi lehine çevirmek için, milletin gazını alarak ekonomideki kötü gidişata kılıf uydurma bahanelerini ustaca takdim ediyor. Filistin konusunda da laftan başka hiçbir icraatının olmadığını herkes duyuyor, görüyor, biliyor. Konuşmalarının her satırı kuru laf, boş nutuklardan başka bir şey değil. Bu konuşmalar, bu nutuklar Siyonist İsrail’in ve Netanyahu’nun elini kesiyor mu, sesini kısıyor mu? Yok. O halde zaman konuşma zamanı değil, icraat zamanıdır. Her zaman hatırlattığımız gibi yine hatırlatıyoruz: Doğduğumuz köyde bir Mustafa amca vardı. Hayat deneyimi çok ve nüktedan bir insandı. Oğlu Kaya’yı gurbete göndermiş. Çalışıp para getirsin diye. Gel zaman git zaman Kaya gurbetten gelmiş. Babası Mustafa amca heyecanla Kaya’yı dinlemiş. Kaya ise hep anılarını anlatmış ama paradan hiç söz etmemiş. Artık sabrı tükenen Mustafa amca:
“Kaya, maniyi baştan söyle,
Kirpikten kaştan söyle.
Karnımın açlığı var.
Ekmekten, aştan söyle” demiş. İşte şimdi toplum da bunu söylüyor, vesselam...