Yasin süresinin ikinci sayfasında 26 ve 27 nci ayetlerinde, Allah ın elçilerine iman eden bir Müslüman ın kâfir topluluk tarafından linç edilerek öldürülürken dahi o imansız topluma acıyarak son nefesini verirken bile "Ona, "Gir Cennete" denildi. O da; "Keşke kavmim Rabbimin beni affettiğini ve beni Cennette ikram olunanlardan kıldığını bilseydi" dediğini haber verir.
Böyle bir durumda, kâfirlerin Müslümanları öldürdüğü bir ortamda "Ne olacak bu Müslümanların hali " sorusunu soranlara ben de "Ne Olacak Bu Kâfirlerin Hali " sorusuyla cevap veriyorum.
Bizler insan olarak, Müslüman-kâfir, zengin-fakir ayırımı yapmadan hepimiz istikbalimizi, ihtiyarlayınca geçimimizi temin edecek mal varlığı, emeklilik gibi sorunları düşünürüz ve tedbirler alırız. Müslüman da kafir de seksen yıllık ömrünü düşünür gerekli tedbirini alır. Ayrıca Müslüman ahirette sonu gelmez senelerdeki evini Cennetini kurmaya çalışır. Günü birlik yaşayan, yarınını düşünmeyen, elden ayaktan düşünce el eline bakan insanlara acırız ve "Ne olacak bunun sonu" deriz.
Kâfir yalnız üç günlük dünyası için çalışıp Dünyada gününü gün etmeye çalışırken şimdi biz soruyoruz "Ne olacak bu kâfirlerin hali "
Biz, Rabbimizin:"Cennete doğru koşunuz" (Hadid 21, Al i Imran 133) emrine uyarak yola çıktık. Kandilimiz Kur anımız. Göğsümüz Allah a imanla dopdolu. Yeri göğü yaratan, çiçekleri donatan Allah a gönül veren insanın gönlü, altı milyar insanı ve diğer yaratıkları kucaklayacak kadar geniş olur. Olmalıdır.
Altı milyar insan ona kinle baksa o din le bakmayı bilir. Her biri ayrı tuzak kursa gönlüne keder gelmez. Üzülmez. Allah ı dost eden, düşmanın hilelerinden korkmaz. "Kadere iman eden kederden emin olur."
"Keşke...." demez. Geçmişte yapılan yanlışlardan dolayı hüzne kapılarak içine kapanmaz. Gelecekte yine bu günler için "Keşke..." dememek için gayret gösterir.
"Geçen geçmiştir" ayetini tekrarlar ve günlerini boşa geçirmemeye çalışır. Dünyasını da ahiretini de Cennete dönüştürür.
Gam yükünü, günah yükünü, imansızların maddi manevi baskılarını "Allah var, keder yok", "Hasbünallah ve ni mel vekil" haplarıyla üzerinden atar.
Bir anda milyarlar kazansa gönül grafiğinin ibresi yukarı doğru yükselmez. Milyarlar kaybetse gönül grafiğinin ibresi aşağı doğru düşmez. Her iki halde de düzenli hareket eder.
Dünyanın bütün ajanları, mafya babaları, kiralık katilleri, üzerine gelse hepsinin gücünün toplamı Rabbinin kudreti karşısında sinek pisliği kadar yer tutmayacağını bildiğinden, gönlünde boş yer olmadığından korkuya kapılmaz.
Öldürseler ten kafesinden kurtulur. Kafesten kurtulan bülbül gibi sevinir. Malına el koysalar "imtihan sorularımı azalttılar" diye sevinir. Dövseler "Günahlarımı çırparak döküyorlar" diye sevinir.
O, bütün hücreleriyle, benliğiyle Rabbinin rızasına kilitlenir. "Karıncanın gönlünü kazanırsam Süleyman a (a.s) layık olurum, bir köpeğe su verirsem Ashabı kehfe arkadaş olurum. Bir deveye yem verirsem Salih aleyhisselamla beraber olurum. Bir kediyi okşarsam Ebu Hüreyre (R.A) ile olurum. Bütün insanlara Rabbimin rahmeti olan ayetleri rahmet gibi yağdırır gönüllerinde iman çiçekleri açtırırsam peygamberime komşu olurum" diye her adım atışında, her bakışında Rabbine rağbet eder.
Hiçbir zorluk onu yolundan alıkoyamaz. Yolu denize uğrasa Musa gibi geçer.
Hapse uğrasa Yusuf gibi orayı medreseye çevirir. Ateşe atsalar İbrahim in gülistanına dönüşür.
Her bir zorluk için iki kolaylık olduğunu bilir. Olayların zor tarafını kolaya çevirir. Gözünün önüne olumsuzlukları dikmez. Gönlü hep olumlu ve kolaylıklar sergiler.
İşini bitirirse ibadete kalkar. İbadetini bitirirse Kur an okumaya geçer. Kur an dan okuyacağını bitirince kendi alanıyla ilgili eserleri takip eder. Onu bitirince dost yüzünü görmeye gider, yakınları ziyaret eder, yani yorulmaz. Bir işten yorulursa bir başka işe girişerek dinlenir.
Ya kâfir "Ne olacak bunların sonu " diyelim ve imanın güvenliğine almak için polisin, itfaiye erinin, kendini yakmak üzere olan insana yalvarışı ve yardım edişi gibi bu kâfirlere yalvaralım, yardım edelim ve yanmaktan kurtaralım.