Saatler 2023 seçimlerine kurulmuş ve hemen herkes ülkenin kaderini belirleyecek olan seçim sonuçlarına odaklanmış durumda… Ceketimi atsam kazanırım düşüncesine sahip olan siyasilerin, ya kaybedersek endişesine geçiş yapmaları elbette kolay değil… İktidarın zirvesinden en aşağı katmanlarına kadar hemen herkeste bir kaybetme endişesi ve panik hali hâkim. Halkın dikkatini çekebilmek için emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili çalışmalardan tutun da konut krizi, sözleşmelilere verilecek haklar, imar affı ve borçların yapılandırılması gibi pek çok konuda göz boyayacak çalışmalar yapılıyor. Kadının soyadını kullanma hakkı ile ilgili karar da bu çalışmalar arasında yer alıyor. Ve sanırım bu karar geçmişte olduğu gibi bugün de epey tartışılacak gibi görülüyor.
Anayasa Mahkemesi, evlenen kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanamaması hükmünü içeren kanunu kadın ile erkek arasında eşitsizliğe yol açtığı gerekçesiyle iptal etti, iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe gireceği ifade ediliyor. Bu karar kadının güven duygusunu olumlu yönde etkileyecektir kuşkusuz ancak giderek artan şiddet eylemlerine çare olamayacaktır. Zira hükümetin geçmiş dönemde, kadına yönelik şiddeti önlemek adına yaptığı çalışmalar cehaletten beslenen erkeklerin öfkesini daha da artırdı ve kadınların mağduriyeti ikiye katlandı. Eşine şiddet uyguladığı için uzaklaştırma cezası alan ya da hapsedilen şiddet yanlısı koca cezası bittikten sonra kadını cezalandırma yoluna gitti ve pek çok kadın, şiddete maruz kaldı, sakatlandı, katledildi. Devletin şiddete maruz kalan kadını korumaya yönelik olarak aldığı kararlar yeterli gelmedi ve çaresizliğe itilen kadın psikopat kocanın inisiyatifine terk edildi.
Kadına yönelik şiddete kalıcı bir çözüm getirebilmek için hukuki yaptırımlara ilaveten bu kişilerin psikolojik destek almaları ve maneviyat merkezli bir eğitim ile kadın kavramına yükledikleri negatif algıyı değiştirmeleri gerekir. Hak kavramını içselleştirmeden şiddeti önleme şansınız yoktur ki; kadını ikinci sınıf varlık olarak gören kişi aldığı cezada onun payının olduğunu düşünüp şiddeti daha da artıracaktır. Hak kavramı çocuklara ailede ve okullarda verilmeli ve bunun bir sorumluluk olduğu vurgulanmalıdır.
Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için dine mal edilen çarpık adetlerin ve köleleştirilmiş kadın algısının değiştirilmesi ve hak kavramının yeniden inşa edilmesi gerekir. Bir taraftan Hz. Peygamber’in eşlerine sesini yükseltmeyecek kadar nazik davrandığını ifade eden diğer taraftan kadın hak etmişse dövülmeli diyen bazı hoca efendilerin bu kışkırtıcı tavırlarından vazgeçip kadının topluma nesiller yetiştiren bir eğitmen ve etkin bir şahsiyet olduğunun bilinciyle hareket etmelidirler.
Şiddet büyük ölçüde öğrenmeyle ilgilidir ki, bunu inançlarla ilişkilendirerek aktardığınızda dini vecibelerini yerine getirmeyen erkekler şiddeti meşru bir hak olarak görmeye başlayacaklardır. Kürsüye çıkıp kitleleri yönlendiren hoca efendiler Hz. Peygamber’in eşleri ile ilişkilerini merkeze alarak, şiddeti bir güç olarak gören erkeklere merhametin bundan çok daha güçlü olduğunu telkin etmelidirler...