Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

İnsanlar ve toplumlar, Allah ile harp ederek izzet sahibi olamazlar. Allah’ın rızası olan İslam, insan fıtratına aykırı, insanın değerini düşürecek içki içmek, kumar oynamak, faiz alıp vermek, insanların mallarını haksız yere yemek, zina etmek, hırsızlık yapmak, yalan söylemek, israf, inkârcıları, müşrikleri, münafıkları, facirleri, fasıkları veli; dost ve yönetici edinmek gibi davranışları yasaklamıştır. Bunlar ve benzer bütün fiiller insanın kalitesini düşürür. İslam’ın yasakladığı şeylerden sakınanlar ile hak ve adalet esaslarına dayanan “adil bir düzene” tabi olanlar izzet, şeref ve haysiyet sahibi olurlar. İslam’ın yasakladığı hertürlü kötülüğü işleyenler ile “faizci kapitalist düzene” rıza gösterip tabi olanlar ise zelil ve değersiz olurlar. Bu, insanlık tarihi boyunca değişmeyen bir kuraldır.

 İZZET

İzzet; insanın yenilmesine engel olan şeydir. Bu da insan için üstünlük, şeref ve haysiyet, kuvvet ve güç sahibi olmayı ifade eder. Aynı kökten türemiş “aziz” kavramı ise, her türlü üstünlüğü, galibiyeti, güçlü olmayı ve en üstün şerefi ifade eder. Bu sıfat genellikle Allah hakkında kullanılmaktadır. Aziz, yani en üstün, en yüce, en mutlak izzet sahibi yalnızca Allah’tır. Peygamber ve müminler de “din ve düzen” olarak İslam’ı yaşadıkları için izzet ve üstünlük elde etme imkânına kavuşurlar. “İzzet Allah’ındır, Resulünündür ve müminlerindir.” (Münafikun 8) Bu ayet, ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinen, batı medeniyetini üstün medeniyet sayıp İslam medeniyetini küçümseyen, samimi Müslümanlara tepeden bakan, işbirlikçi münafıklara cevap vermektedir. İnsana izzet kazandıran birkaç önemli davranış vardır. Bunlardan biri, Allah’ı tek ilah kabul edip emir ve yasaklarına uymak ve rızasını gözetmektir. İkincisi; Allah yolunda infak etmektir. Allah yolunda infak eden izzet sahibi olur. Üçüncüsü; ilimdir. İlim güçtür, zenginliktir ve izzettir. Allah’ın kulları içinde O’ndan en çok ilim sahipleri korkarlar. İlmi olduğu halde ilmiyle amel etmeyenler, bilgilerini iman ve cihat yolunda değil de, faizci zulüm düzenlerini yürüten zalimlere destek için kullananlar zelil olurlar. İzzet; bir ülkenin başka ülkeler karşısında ahlakta, eğitimde, ekonomide, tarım ve hayvancılıkta, sanayide, teknolojide güçlü, etkin ve saygın olması, baskı altına alınamaz bir konumda bulunması durumunu da ifade eder.

 ZİLLET

Zillet; hor ve hakir olmak, alçalmak, küçülmek, aşağı düşmek, itibarsız olmaktır. Zillet hali, sahibini aşağıların aşağısına, yani esfeli safiline yolcu eder. Kur’an ahlakından uzaklaşmış, faiz, israf, tüketim çılgınlığı, ağır borç yükü, ölü yatırımlar ve haksız vergiler ile ekonomisi duvara toslamış, tarım ve hayvancılığı öldürülmüş, sanayisi bitirilmiş, materyalist eğitimle nesilleri İslam bilgisinden koparılmış bir ülke, zillete düşer ve bu ülkeye kimse itibar etmez. İnsan ve toplumu zillete düşüren sebeplerin başında din ve düzen olarak İslam’dan kopmak, faizci kapitalist düzene evrilmek gelir. Zilletin sebeplerden birisi de zulümdür. Adaletten ayrılan, haksızlık ve zulümle insanları mağdur edenlerin sonları, zilletten başka bir şey olmayacaktır.

AZİZLER VE ZELİLLER

İslamsız izzet olmaz. Zillet, İslamsızlık halidir. Kullarını mülkünde imtihan eden Allah, dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder. “De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü (iktidarı) dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz eder, yüceltirsin, dilediğini zelil eder alçaltırsın. Hayır, Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kaadirsin.” (Ali İmran 26) Bugünün muhafazakâr demokrat muktedirleri yaptıkları ifsat sebebiyle zilleti tatmak için yarını bekliyorlar. Allah, denizde ve karada mükerrem ve izzetli kıldığı insanı izzetli görmek ister. Kaynağı iman ve cihad olan bir izzetle yeryüzünde varolmanın bir anlamı da, izzet ve zillet mücadelesinde onurlu bir duruştur. Günümüzde bu duruşun adı Milli Görüştür. Hakkı üstün tutmanın izzetini kimlik edinen samimi Milli Görüşçülerin zihin dünyalarında, zillete hayat hakkı tanınmaz. Karşı karşıya kaldığı Nemrut’un ateşi bile olsa zalim sultan karşısında hakkı söylemek cihadından geri durulmaz. Azizler, Allah ve Resulünün yolunda dirayetle yürüyenlerdir. Zeliller, hak yolda iken batıl yollara sapanlardır. Tarihin zelilleri; Kabil’ler, Nemrut’lar, Firavun’lar, hahamlar, rahipler, kâhinler, Ebu Cehil’lerdir. Günümüzde ise bunlar; ABD’dir, AB’dir, İsrail’dir, Rusya’dır, Çin’dir. Bunlar bize zelil ve sefil bir hayatı telkin ediyorlar. Müslümanlar ve yöneticileri, günümüzün zelillerini model kabul edip, yanlarında izzet aradıkları için zelil durumdadırlar. “Müminleri bırakıp da kâfirleri dost ve yönetici edinip, o inkârcıların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa 39) Başımız eğik, kalbimiz ezik, yuvamıza sıçrayan çirkef büyüktür.  Evrensel bir “iman ve cihat” sorumluluğunun ağırlığı dünyamızı kuşattığı halde, başımızı gaflet uykusundan kaldıramıyoruz. Beton yığını binaların gurbetinde yalnızlaşan boynu büküklerin dünyası ile tanışıp dertlerine çözüm aramaktan uzaklardayız. Başımıza gelen her musibet kendi ellerimizle işlediklerimizden dolayı değil midir?  Atalet, zafiyet ve zillet neyin ürünüdür? Gıybet, haset, zan, tecessüs, yaralı gönüller, sönen ümitler, tükenen özgüven... Evet, izzetimizi zedeleyen korkularımız, tutkularımız, tutarsızlıklarımız ne zamana kadar sürecek? Zilleti kimlik edinme sefaletinden ne zaman kurtulacağız? İzzet ne faizci kapitalist nizamda, ne materyalist eğitimde,  ne rant zenginliğinde, ne şanda şöhrette, ne makam ve mevkide, ne tüketim çılgınlığında, ne itibar için israf yapmakta; izzet ve şeref din ve düzen olarak, İslam’a teslim olmaktadır. Kurtuluş, muhafazakâr demokrat “AK Parti ve Erdoğan” iktidarının işbirlikçi icraatlarında değil, Milli Görüş’ün “adil düzenine” dönmektedir. Saadet Partisi’ni iktidara taşımaktadır. Selam hidayete tabi olanlara…