İnsanlığın dengesi, tartısı, ölçüsü kendi doğasındadır. İnsan olmanın, yaratılmış olmanın sorumluluğunda. İnsana sunulmuş olanlar kâinattaki hemen her şey. Bu her şeyler gene insanın kendi değerlerini oluşturan ölçüler ile yaşanır. Yaşanılanlar insanın yol sürecini ve serüvenini gösterir.

İnsan iyiliklerini ve güzelliklerini çoğaltacağı gibi, sınırlarını aşanlarla tam tersini de yapar. İnsanın ölçüsü ve tartısı bellidir. Aşırılıklardan uzak durmak, vasat diye bilinen orta yerde yer almak. Hem kendinin hem de insanlığın, yaratılmışların zararına olabilecek her tutumdan ve davranıştan uzak durmak sorumluluğu var.

Bizler bu zamanı yaşıyoruz. Bu zaman bize ait. Yaşanılan hayat tarzı, düzenler, yapılar bizim doğamıza ve özümüze uygun mu tam tersi bir durum mu? Yaşanan hayata veya düzene dahlimiz nedir, bu bizim tercihimiz mi, kendimizi içinde bulduğumuz bir düzen mi?

İnsan olarak sorumluluk bilincimiz önce insanlığın geneli, varlıkların tamamı içindir. Bizim için elbette özel durumlar var. Yakınlarımız, inanç ve düşünce bağlamında birlikte olduklarımız, olmamız gerekenler.

Bizler Hakikat Medeniyeti’nin mensuplarıyız. Müslüman olmanın sorumluluğu çok daha belirgin ve sınırları olan bir yaşama biçimimiz var. Bilincimiz nasıl olmamız gerektiği hususunda belirleyicidir. Gücümüzün yettiği kadarıyla kendimize ait bir dünyada yaşama çabamız sorumluluk alanımızı belirler. Ya da alanımızı kendimiz tercih ederiz ona göre yaşarız.

Yasaklarımız var, yani haramlar. Bunlar sadece insanın kendi beni için değil insanlık için zararlı olabilecek olan durumların tamamıdır. Bunlardan sakınmak hayırlı ve güzeldir. Ölçüyü kaçırmak, yolu değiştirmek, sapmak ise insanı bambaşka bir alana götürür.

Yaşanmakta olan düzen bizim düzenimiz değil. Kapitalizm ve onun belirlediği yaşama alanları. Kuralları ya da kuralsızlıkları hepsi kendine özgü. Biz ise bu yapı içinde, bu bulamaca bulaşmadan, ne kadar sakınabiliriz, ne kadar kendimize ait olan bir dünya yöneliminde bulunuruz ona bakarız.

Yaşama yükümlülüğümüz var. Kendimizden de sorumluyuz.

Tercihi bize ait olmayan içinde bulunduğumuz sistemin olumlu yanlarını kabullenip diğerlerini kabullenmeme gibi bir tercihimiz yok ne yazık ki. Bu sistemi olumlayacak bir düşünüşümüz yok. Haramlarından ne kadar kaçınabiliriz, ne kadar kendimiz olabiliriz ona bakarız. Sistemin bir parçası olup söz konusu çarkın işleticisi, ya ad güçlendiricisi olacak değiliz.

Çıkış yolu bulma çabamız elbette olacak. Son anımıza kadar bunun çabası içinde olacağız. Mevcut olanı yapıyı savunacak hiçbir durumumuz söz konusu olamaz.

Batı düşüncesinin bir yapısı olan kapitalizmden beslenme, yararlanma, onunla birlikte yaşama tercihi ağır basıyor. Bu yapının olumluluklarını kendilerine ölçü alanlar elbette yanılırlar. Bu yapı insanı hemen her şeyiyle sömüren ve sadece kendine ait bir düzeni oluşturan insanları da ona uymaya zorlayan köleleştiren bir yapı.

Kalkıp da bu sistem içinde onu tahkim etmek, güçlendirmek, onun işlerliğine katkıda bulunmak insanın kendine zararı var.

Müslümanlar bulundukları ortamda olumsuzluklar üzerine bir hayat kurgulamazlar. Kendilerini yanlışın tutkulusu, kölesi durumuna düşürmezler. Onların zararlarını görmeden sadece çıkarları bağlamında, ya da yaşadıklarını kabulü için iyi yanların ve iyiliklerinin gözetmeni olamazlar.

Belli bir düzen içinde kendilerine uygun olanı tercih ederler. Alt olmadan, kendi ilklerine uygun olana doğru yolculuklarını sürdürürler. Kötülüklerden yana tercihte bulunulmaz. Onların arasında iyiliklerin tarihi de bir şey kazandırmaz.