18/07/2007 tarihli yazımın başlığı “Güzellik Orandadır” idi.

Yazımın tamamını okumak için Milli Gazeteden veya Google’den Milli Gazeteye giderek okuyabilirsiniz.

Doğruluk, dürüstlük, gerçeklik, ahlaki güzellik, güvenirlilik… Gibi nispi, göreceli gerçekler için de altın oran vardır.

Nasıl elle tutulan, gözle görülen, uzayda bir yer tutan eşya için “altın oran” varsa aynı şekilde gözle görülemeyen, elle tutulamayan değerlerimiz için de “altın oran” vardır.

Estetiğe ağırlık verenlerin, oranlarını bulanların kaynağı tabiat olduğu gibi elle tutulamayan değerlerimiz için de bir kaynak olmalıdır.

Acaba “Manevi Değer” dediğimiz faziletlerimiz için kendisine mihenk olacak değer nedir? Sorusu akla gelir.

Tabiattaki dağ, tepe, dere, ağaç, çiçek, dal, yaprak… Arasında olan hassas denge tespiti yapılarak sanatçılarımız o matematiksel ölçülere uymaya ne kadar yaklaşmışsa, sanatının değerini zirveye o kadar yükseltmiş oluyor.

Tabiatı yaratan kim?

Dinlisinin dinsizinin vereceği tek cevap var o da “Allah” cellecellalühtür.

İşte bütün insanların ortak kabul ettiği adam öldürmek, hırsızlık yapmak, yalan söylemek, zina etmek… gibi değerler vardır ki bunların hepsi Rabbimizin indirdiği kitaplarla belirlenmiştir.

Onun için diyoruz ki iyilik ve güzelliğin kaynağı Rabbin yarattığı tabiat ile Rabbimizin indirdiği Kur’an-i Kerim’dir.

Tevrat’ı tahrif ettikten, Kur’an’ı da inkâr ettikten sonra bazı insanların iyi, güzel, doğru, hak dediği şeylerde değişimler oluverdi. 

Kapitalist ve sosyalist dünya, zinayı vergisi verilen kutsallar arasına katıverdiler.

Hatta bir zamanlar meydanlara asılan reklam panolarına “Vergilendirilmiş Kazanç Kutsaldır” diye pankartlar astı Maliye.

Gazetelerimiz, Alman gazetelerinden “Bekâretimi satıyorum” reklamının ardından bir haber daha geçtiler.

Habere göre Alman maliyesi, zinanın yapıldığı otelin kayıtlarına ve o ikisinin anlaştığı paranın vergisinin peşine düştüğünü yazmışlardı. 

Yani demem o ki eğer tabiatın verdiği mesaja kulak vermez de, Siyonist ekonomistlerin dünya pazarına sunduğu yapay giyecek, yiyecek ve içeceklere dalarsak tenimizin rahatsız olduğunu, deneme-yanılma yoluyla gördük.

Aynı şekilde ahlaki yönden de ateist, materyalist, çıkarcı, maddeci, günü birlik hayat sürenlerin koyduğu kurallara uyarak dünyada gelinen yeri görüyorsunuz.

Aklı başında, üst akıl, medeni, gelişmiş insanlar, modern, çağdaş… gibi yaftaların arkasında yatan yüzleri görüyoruz, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da…

Halkın yüzde elli biriyle seçilmiş Cumhurbaşkanları, kraliçeleri, ülkelerin servetlerini soyarken sahiplerini de öldürüyorlar.

Her gün öldürdükleri Müslüman sayısını veriyor Batı’nın saygın olmayan gazeteleri ve televizyonları.

Biz, iki yüz yıldır devlet olarak İslam’dan uzak yaşamamıza rağmen, hâlâ adımızın Müslümanca olması ve gururla “Ben Müslümanım” demenin keyfine varmamız nedeniyle Avrupa’da yaşayan beş milyon Türk vatandaşı Müslümanlar, Avrupa’da suç işlemede oran olarak Almanların, Fransızların, İtalyanların, Hollandalıların gerisinde kalıyoruz.

Avrupa siyasileri bu gerçeği biliyorlar.

Çünkü araştırmayı kendileri yaptırıyorlar. 

Öyle ise neden karşılar?

Onun cevabını Macaristan Başbakanı ViktorOrban verdi: “Sığınmacıları ülkemize alırsak, halkımızın Müslüman olmasından korkuyoruz.”