BU kâinatın Sâhibi, Mâliki olan Rabbimiz, israfı haram
kılmıştır. Bu emir gereğince, Müslüman, dere kenarında abdest alsa bile suyu
israf etmekten sakınır. Ne var ki günümüzde bu esas göz ardı edilmektedir.
İsraf her cihette son haddine varmıştır.
Kaldırım yapılıyor, beş-altı ay sonra sökülüyor, yeniden
yapılıyor. Otobüs durağı yapılıyor, 15 gün sonra yerinden sökülüyor. Tramvay
için ray döşeniyor. Tam bitti derken, arabalar için yol yapılmadığı görülüyor.
Haydi bu defa alt geçit, üst geçit, yonca tipi yollar yapılıyor. Kazı, inşaat
aylarca devam ediyor. Tam iş bitti denilirken, bir müddet sonra başka bir yerde
daha aynısı yapılıyor, yaklaşık bir buçuk sene o bölge halkı sefilleri oynuyor.
Belediyelerde gerçekten para çok. Para çok diye israf mı
etmek lazım! Bir harf için 250 bin dolar verilir mi (TL ile 750 bin lira)
Neymiş logo imiş!.. O harfi sade yazsanız ne olur Ya da on bin liraya
yapabilecek kabiliyetli yerli grafikerlere yaptırılamaz mı
Şehit haberleri alıyoruz. Askerimiz, polisimiz şehit oluyor.
Bir ilimize bombalar düşüp duruyor. Doğuda teröristler ilçeleri virâneye
çeviriyor. Bu hal karşısında üzülmemek elde mi Gel görelim ki bazı
belediyeler, sanki ülkede böyle bir tablo yokmuş gibi, eğlence üstüne eğlence
tertipliyor. Beyler, bayanlar, paranız çoksa hazineye verin. Câri harcamalar
için fâizle para bulmaya gerek kalmasın.
İsrafı kim yaparsa yapsın, yanlış yapmakta. Tıpkı bizim
camide yapıldığı gibi. İlk önce yerden ısıtma sistemi döşendi. Bu
elektrikliydi. Yetmedi, dört tane kocaman klima alındı. Elbette bütün bunlar
cemaatten toplanan paralarla yapılıyor, alınıyordu. Daha sonra doğalgaz
sistemine geçildi. Önceki yapılanlar iptal edildi. Geçen gün İmam Efendi
Hutbede, doğalgaz faturalarının çok yüksek geldiğini, dolayısıyla o sistemin
iptal edilip yerden ısıtmalı sisteme geçileceğini, elektriğin daha ucuza
geldiğini söyledi. İçimden, lâ havle çektim.
Belediyelere, başka kurumlara söylüyoruz da işte bu örnekte
olduğu gibi, camilerimizdeki israfı niçin görmezden geliyoruz Önceden
oturduğumuz semtteki camimize önce pervaneler takıldı. Bununla serinlenmek
istenildi. Yetmedi, pencerelere takılan klimalar konuldu. Yetmedi, ayaklı
klimalar konuldu. Önce elektrikli peteklerle ısıtılıyordu. Sonradan kalorifer
sistemi döşendi. Sondan yerden ısıtma sistemi döşendi. Camide defalarca tadilat
yapıldı. Tam, Hah işte nihayet huzur içerisinde namaz kılacağız! dedik. Bu
defa, Camide çatlaklar var, yıpranma var, depremde yıkılma riski var denildi
ve cami yıkılarak, yeni cami yaptırılmaya başlandı. O camide yaklaşık on yıldır inşaat devam
ediyor. Halk, şantiyenin gürültüleri arasında namazlarını kılıyor.
Kâ be deki bitmeyen inşaatı düşünün. 1990 da hacca
gittiğimde her taraf şantiye halindeydi. Şimdi Kral Abdülaziz kapısının olduğu
kısım, Ebu Cehil in evinin tuvalet yapıldığı kısım kazılmıştı. Yaklaşık 8-10
metre derinlikte hendekler vardı. Doğru dürüst tuvalet yoktu. Sonraki
gidişlerimizde de devamlı inşaatlarla karşılaştık. Hâlâ inşaatlar devam ediyor.
Yık, yap, yeniden yık, yeniden yap
Adamlar II. Dünya Savaşında yıkılan Paris i yeniden inşa
etmek için bir plan yaptılar. O plan dâhilinde şehri inşa ettiler. O günden
bugüne şehirde kazılar, inşaatlar görülmüyor. Şehir tertemiz ve düzenli.
Şehirlerimizde niçin 20, 30, 50 yıllık planlar yapılmıyor
Her gelen idare, yeniden kazıyor, yıkıyor, yapıyor. O da yetmiyor, fiber
internet, TV, telefon kablosu düşüyoruz diye, özel kuruluşlar yolları,
sitelerin bahçelerini delik deşik ediyor.
Şunu unutmayalım: Ülkece ve bu ülkede yaşayan fertler olarak
çektiğimiz sıkıntıların temel sebeplerinden biri de israftır. Altı ayda bir cep
telefonu değiştirirsen, perdeyi yenilersen, eşyaların lüksüne kaçarsan buna
para mı dayanır Belimizi doğrultmak istiyorsak, işe israftan kaçınmaktan
başlamamız lazım.