İslâm; güzellikleri, iyilikleri ve mükemmellikleriyle var

olan İlâhî soluk. İnsanlığa sunulmuş biricik yol, gösterge ve seçenek. İlk

insanın varlığından beri bütün yönleriyle insanlığın önüne koyulmuş biricik

seçenek. Seçeneklerin en hakikisi. Allah a iman eden her insan bunu bir yol

tutkunu, bir hayat aşkı olarak algılar. Ondan asla ödün vermez veremez.

İnsanlık seçeneklerle baş başa bırakılmış. İslâm

dışındaki yollarda bir seçenek. Bu, kişinin tercihine bırakılmış. Bu, insanın

kendi kaderini de belirler. Kimse birini bir yola zorla sürüklemez. İnsanın

kendi iradesiyle olan seçim ve tercihler onun kaderi olduğu gibi, onun kendi

kendini tanımıdır da.

İnsanlık tarihinde Müslümanlar en aydınlık, en sahih

konumlarını korudular. Bunu hiçbir zaman ayaklar altına almadılar. Müslümanlar

kendi devletlerini ve yönetim erklerini yitirince tuzaklardan ve bataklardan

kurtulamıyorlar.

Osmanlı Devleti nin yıkılmasıyla birlikte Müslümanlar

başsız kaldı ve dağıldılar. Dağılmakla kalmadılar birbirilerini yemeye ve

tüketmeye başladılar. Şu son elli yıl içinde tam bir karabasan yaşıyorlar. Bu

karabasan İslâm ın özünden ve ruhundan kaynaklanmıyor. İnsanın kendi

değerlerinden uzaklaşmasından ve köle ruhluluğundan kaynaklanıyor. Kaynayan

kötülük kazanları birer zift gibi insanlığın üzerine sıçrıyor. Bu sadece

kendilerini değil insanlığa bir kara çalmadır. Müslümanların veya insanlığın

kurtuluş umutları ve seçenekleri tüketiliyor.

İslâm dışı güçler İslâm ı karalamak için öteden beri

büyük çaba içerisindedirler. İslâm a herhangi bir kara çalmalarına elbette güç

yetmez, istense de başarılı olunamaz. Ne ki şu son elli yılda özellikle

Müslümanların kendisi hâl ve davranışlarıyla ve yaptıklarıyla İslâm ın izzetine

gölge düşürüyorlar. İslâm a elbette bir şey olmaz. Altın her zaman altındır,

nerede olursa olsun değerini yitirmez. Bu somutlama veya benzetme sadece bir

örnek. Yoksa İslâm hiçbir somut nesne ile tanımlanamaz.

Müslümanlar yükümlendikleri yücelikleri kendi çıkarları,

duyguları için kullanamazlar. İslâm insanlık için tek kurtuluş yolu ve

seçeneği. İslâm a ermek için hem bir nasip hem de özel bir çaba gerek. Bu

yüceliğe erişenler hem bu dünyalıklarını hem de ötelerini huzur içinde

geçirirler. Bu, hem kendileri hem de insanlık için tek çıkar yol.

Elbette İslâm ın varlığı ve insanlığa erişmesi için gene

insana gereksinim var. İnsan en değerli yaratılan. Onlara yükümlenmiş olan

güzellikler, iyilikler olduğu bütün insanlığa sunulması için bir şans, bir

fırsat. Bunu kötüye kullanmak, harcamak, çıkarlarına âlet etmek bir bahtsızlık.

Bedir de Allah Elçisi azman müşriklerle karşı karşıya geldiğindeki yakarısı

bütün Müslümanlar için bir ölçü. O yakarısında: Allah ım Müslümanları zafere

eriştir. Eğer onlar burada yenilirlerse yarın senin dinini savunacak

mücadelesini verecek kimse olmaz diyordu. Elbette bu dinin sahibi Allah onu

Kitabıyla, Elçisi nin sünnetiyle var kılıyor. Fakat hiçbir şey korunmadan ve

mücadele verilmeden ayakta kalmaz.

Cihad bir yol mücadele ve çabasıdır. Bunun içindir ki bir

Müslüman örnek tipi davranışlarıyla, konuşmalarıyla da cihad ediyor. Bu zamanın

en etkili yöntemi de budur. Silahlı mücadele en son seçenek. O da insanlığa

zarar veren, zalimlere karşı verilir. Mazlumlar, çaresizler, kadınlar, yaşlı ve

çocuklar bunun dışındadır.

İslâm ın adalet düzeneği kendi içinde var.

İslâm ı günün karanlık düşünceleri içinde onun koşulları

ve durumlarına göre yorumlamak sağlıklı değil hiçbir zaman. Ona bu karanlık

dünyanın kavramlarıyla tanımlamalar getirmek İslâm gerçeğine uymaz. İslâm,

İslam ın kavramlarıyla ve kendine özgü yaşayışıyla tanımlanabilir. İslâm bir

devlettir, bir medeniyettir, bir ilkedir ve bir özgünlüktür.

Bugünün Müslümanlarının yaptıkları İslâm ı bağlamaz ama

insanlığa zarar verir. İnsanlığın İslâm a erişmesini engeller. Asıl sorumluluk

ve vebal buradadır. O zaman Müslümanların kendi nefsleriyle cihat etmesi

öncelikleri olmalı.