Biz hiç bir yere kendi arzumuz ve görüşümüzle sefer
etmedik
Hasan Can Yavuz Sultan Selim in sırdaşıdır. Çaldıran zaferi
sonrası getirttiği bilgin ve sanatkarlar arasındadır. Hasan Can ı ve babası
Hafız Mehmed i daha önceden de takip edip, niteliklerini iyi bilen padişah
bizzat kendi yanında İstanbul a getirmiştir. İstanbul a getirtilen bu aile
Tebrizî lakabıyla anılır. İleride bu aileden çok ünlü bir tarihçi doğacaktır.
Bu tarihçi, Hasan Can ın oğlu Hoca Sadeddin Efendi dir. Tacüt Tevarih isimli
ünlü Osmanlı tarihi kitabının yazarıdır ve aynı zamanda Hâce-i Sultan ismiyle
maruftur. III. Murad ve III. Mehmed in öğretmenidir. XVI. Yüzyılın Ebussuud
Efendi den sonra en şöhretli ikinci âlimidir. İşte böyle bir âlimin babası olan
Hasan Can, Osmanlı nın en kudretli padişahına sırdaş olma şerefine nail
olmuştur. Yavuz Sultan Selim in bütün sırlarına şahit olmuş ve ileride bunları
oğlu Hoca Sadeddin Efendiye anlatarak bize Sultan Selim ile ilgili bilgilerin
ulaşmasını sağlayacaktır. Allah hepsinden razı olsun.
Bir gün padişah Hasan Can a şu sözleri fısıldar: Biz
hiçbir yere kendi arzumuz ve görüşümüz dairesinde sefer etmedik. Hep böyle
hareket etmekle görevlendirildik. Kimdir böyle bir kudretli padişahı
görevlendiren Hayatına yön veren Tabii ki yüceler yücesi olan Allah.
Padişahımız tasavvuf erenleriyle, tasavvuf ehliyle sürekli istişarede bulunur, fetva almadan, onların makamlarını
ziyaret etmeden savaşa çıkmazdı. Yüce Allah da onun karşısına hep kendisine yön
verecek yardımcı olacak dostlarını çıkarırdı. İşte yine böyle bir günde Allah
karşısına Şam da şeyh Muhammed Bedahşî Hazretlerini çıkardı. Şeyhin Ümeyye
Camii nde kaldığını öğrenen Yavuz, şeyhi ziyaret eder. İkisi de suskun
birbirlerine bakakalırlar. Her ikisi de sözü bir diğerinin açmasını
beklemektedir. Uzun süre konuşmadan sessizce bakışırlar. Durumu fark edemeyen
Hekimbaşı ve musahip olan Ahi Çelebi bu sessizliği bozarak, Şam ın havasından
söz açar. Onun gereksiz konuşmasından sıkılan padişah, onun sözünü kesip,
şeyhten dua ister. Şeyh: Siz Allah ın lütfuyla gözdesiniz. Müslümanları
koruyan ve onlara dayanak olansınız. Sizin duanız her zaman kabul olur. Biz
duayı sizden umarız. Fakat Yavuz un ısrarları karşısında padişaha peki deyip,
dua ederler. Bu duadan sonra vedalaşıp ayrılırlar. Padişah Mısır a varır. Bir
gece mana âleminde, şeyhi görür. Şeyhin üzerinde, daha önce kendisiyle
görüştüğü sırada giydiği kepenek vardır ve kepeneğin üzerinden bir kuşak
sarındığını görür. Şeyh bu halde gelip Yavuz a veda etmektedir. Sabahleyin bu
rüyasını sırdaşı Hasan Can a anlatır. O da bunu şeyhin ölümüne yorar. Padişah
bu yoruma kızar ve eğer şeyh ölürse bunu onun bu rüyayı yorumuna bağlayacağını
ve cezayı hak ettiğini söyler. Hasan Can bu duruma çok üzülür. Ertesi gün
Yavuz un hocası Halimî Çelebi huzura geldiğinde, ona: Hasan Can cezayı hak
eyledi. Düş yormada lücumlandı. Eğer şeyhe bir şey olursa ondan bileceğim.
dedi. Hasan Can bunun karşısında: Padişahım rüyayı gördüğünüz gece hangi
tarihe rast gelmektedir, tespit edilsin.
Buna göre şeyhe bir hal olduysa bu tarihten önce midir, sonra mıdır anlarız. O
zaman hak ettiğim ceza mıdır, ödül müdür ona göre siz karar verirsiniz. Padişah
hemen kendi hattıyla bu tarihi, bir kâğıda yazıp saklar. Birkaç gün sonra
Şam dan ulaklar (haberci, postacı) gelir ve Şeyh Muhammed Bedahşi nin ölümünü bildirir. Şeyh son nefesinde, Şam
halkının Osmanlı padişahına boyun eğmesini öğütleyerek, Yavuz Sultan Selim in
kendilerine Allah ın gönderdiği bir lütuf olduğunu, kendilerini Çerkezlerin
elinden kurtardığını, Allah ın rahmetini Şam halkı üzerine çevirdiğinin bir
göstergesi olarak da kendilerine bu padişahı gönderdiğini söylemiştir. Sonra da
Yavuz Sultan Selim e benim dua ve selamlarımı, sevgi dolu haberlerimi
iletiniz. diyerek, nasihatlerle bezeli bir dua name yazıp, mühürlemiş ve: Bu
vasiyetnamemi de nûrlu katlara ulaştırasınız. buyurmuştur. Vasiyetname padişah
ulaştırıldığında hemen Halimi Çelebi çağrılır. Sonra padişah o güzel şeyhin
Hasan Can ın yorumu üzerine öldüğü sitemini tekrarlar. Hasan Can da merakla
ölüm gününü sorar. Padişah gülümseyerek okuması için mektubu kendisine verir.
Hasan Can ve Halimi Çelebi okuduktan sonra yaptıkları hesaplama sonucu şeyhin
ölüm gecesi ile padişahın rüyayı gördüğü gecenin aynı gece olduğunu hayretle
müşahede ederler. Padişah şeyhi öldüğü gece görmüştür rüyasında. Hasan Can da
cezayı değil, mükâfatı hak etmiştir. Hasan Can padişahtan almıştır ihsanını.
Padişah da Allah tan. Çünkü yüce Allah ona velayet ihsan etmiştir. Hasan Can
oğluna bu konuda şöyle der: Yüce Allah ona lütfetmiştir. Padişahımız, açık
olan gönül gözü sayesinde gün ortasında yarın olacakları gözlerdi.