Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İslam, savunma dini değil, cihat ve mücadele dinidir. İslam’da cihadın ve mücadelenin gayesi fetihtir. Fetih ise kötülükler ve kötülerle, zulüm ve zalimlerle savaşılarak kazanılır. Kötülük ve zulüm, kötüler ve zalimler, sadece İslam ile etkisiz kılınabilir. İslam; her türlü saadetin başıdır.

İslam ile fetih yapmak için yola çıkmış Milli Görüşçülerin her şeyden önce İslam’ı din ve düzen olarak bilmeleri, yaşamaları, model olabilecek örnekliği ortaya koymaları gerekir. Allah ondan razı olsun, Erbakan Hocamızın şu sözlerini doğru anlamak gerekir: “İslam, ancak kendi orijinal kavramlarıyla anlaşılır ve anlatılır. Cihat; hakkı hâkim kılmak, temel insan hak ve hürriyetlerini sağlamak ve korumak ve her türlü zulüm ve sömürü düzenlerini ortadan kaldırmak için yapılacak hizmet ve faaliyetlerin tamamıdır. Batılıların kullandığı manada ‘harp’ ve ‘savaş’ gibi kelimeler, cihadı ifade edemez. Nasıl ki ‘Allah’ lafzı Celâli’n hiçbir dilde karşılığı yoktur, ‘tanrı-ilah” yerine kullanılan kelimelerin de, çoğulu vardır. Çünkü Batılılar hâlâ teslis; üçleme; baba-oğul-Meryem Ana seviyesinden tevhit akidesine ulaşamamışlardır. Ve yine nasıl ki ‘Bereket’ kavramı; artma, çoğalma gibi kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Bunun gibi ‘Allah’ (C.C.) “Fisebilillah; Allah yolunda, Allah için gibi ‘cihat’ kelimesi de, İslami bir kavramdır ve cihadı başka kelimelerle izah etmek yanlıştır.” Erbakan Hoca’mız şöyle devam eder: İslami cihat ise, yine İslam’a göre olmak ve bir teşkilat düzeniyle yapılmak zorundadır. Bu da bir karargâha bağlılık ve itaati gerekli kılmaktadır. Ordu demek, yapılacak işlerin belirlendiği, her işe göre münasip görevlilerin tayin edildiği ve eğitildiği, emir-komuta disiplini ve sorumluluk düşüncesi içerisinde, herkesin görevini en iyi şekilde yerine getirdiği cemaat ve teşkilat demektir.”

SİYASİ CİHAT HAREKETİ

Saadet Partisi sıradan bir siyasi oluşum değildir. Bazı kimselerin ‘biz bir siyasi partiyiz’ demeleri, Saadet Partisinin, Türkiye’yi aslına döndürmek için başlatılmış bir kurtuluş hareketi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Erbakan Hoca’mız şöyle diyor: “Acaba bu manevi ve siyasi cihat hareketi hangisidir? Elbette ki Milli Görüş cemaatidir. Bu konuda bize itimat etmiyorsanız, Carter’dan, Moşe Dayan’dan (Tramp’tan ve Netanyahu’dan) sorunuz. Onlar bu hizmet ve hareketin hangisi olduğunu size söyleyeceklerdir.” Erbakan Hoca’mız, bu konuşmasında Milli Görüş hareketinin ifade ettiği manayı net bir şekilde ortaya koymuştur. Saadet Partisi de manası bu olan Milli Görüşün tek eylem ve aksiyon kuruluşudur. Erbakan Hocamızın şu sözü de konuya açıklık getirmektedir: “İslami cihatta asıl olan şekil değil, mana ve maksattır. Zira Bedir Harbi de, müşriklerin usul ve metotlarıyla yapılmıştır. Şimdi ‘oy ve seçim’ meselesi de inananlar için, haklı davasını en uzak köylere ve en ücra köşelere kadar ulaştırmak, devlet imkânlarını Hakkın ve halkın hizmetinde kullanmak için bir vasıta ve fırsattır ve değerlendirilmesi gereken bir ruhsattır.” Hakkı insanlara ulaştırmanın en etkili yolu tebliğ ve davettir. Tebliğ ve davet, toplumun her kesimine; ihtiyara, yetişkine, gence ve kadına yönelik olarak ilimle, irfanla, örneklikle, tatlı dille, güler yüzle yapılması gereken bir ödevdir. Erbakan Hoca’mız diyor ki; “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek için mahlûkatı yarattım” mealindeki hadis-i kutside dahi, cihadın temeli olan tebliğ ve tanıtma esasına işaret edilmektedir. İslam’ı ise, bütünüyle; tüm kurum ve kurallarıyla, tebliğe memur ve mecburuz. Zira İslam’ın bir kısmı İslam değildir. İslam ‘silim’ kökünden bütün insanlık için barış dini ve bereket düzeni demektir.” Dünya hayatının bir imtihan olduğunu unutmadan, içinde bulunduğumuz durumu yeniden gözden geçirmek gerekir.

İMAN VE KÜFÜR

İmanla küfür; fert ve toplumların istikbalini belirleyecek olan iki şeydir. İman, fert ve topluma kazandırır, küfür ise kaybettirir. İmanla küfrü birbirine karıştırarak başka bir yol belirlemek de mümkün değildir. Erbakan Hocamız anlatıyor: “İmanla küfür bir kalpte birleşmez ve barışmaz. Her gece en son kıldığımız vitir namazındaki konut duasını okurken, Allah’a şu sözü vermeden başımızı yastığa koymuyoruz: ‘Ya Rabbi, facir ve fasık kimselerle bütün bağlarımızı kestik ve Senin dinini yıkmak isteyenleri terk ettik’ diyoruz. Facir; itikadı bozuk, görüşü batıl olan kişilerdir. Fasık ise, ameli bozuk, ahlâkı berbat kimseler demektir. Acaba biz Müslümanlar, Allah’a verdiğimiz bu sözü tutuyor muyuz?” Erbakan Hoca’mız haklı olarak bu soruyu soruyor. Bize düşen, ciddi bir nefis muhasebesi yapabilmektir. Erbakan Hocamız bir başka gerçeği ise şöyle ifade ediyor: “Hak bir olduğu gibi, küfür de görünüşte dağınık ve çeşitli olsa da gerçekte o da tek bir karargâha, yani Siyonizm’e bağlıdır. Bizde; baş başa, baş Allaha bağlıdır. Siyonizm’de ise; baş başa, baş şeytana bağlı prensibi geçerli olmaktadır. Bazı sapık Yahudilerin dünyaya hâkim olma plan ve politikalarına Siyonizm denir.”

SİYONİZM

Günüz cahiliyesine, inkârcılık ve İslam düşmanlığı yoluna Siyonizm denir. Erbakan Hoca’mız, Siyonizm’le mücadeleyi inancının bir gereği saymıştır. O şöyle der: “Asrımızdaki zulümlerin baş sorumlusu olan Siyonizm ve küfür cephesi de gelişmiş ve güçlenmiştir… İşte dünya Siyonizm’i ve küfür dahi, geçen zaman içinde öylesine gelişmiş ve güçlenmiştir ki bu iman ve insanlık mikroplarını tesirsiz hale getirmek içinde, o nispette gayret, ciddiyet ve kuvvet gerekmektedir… Evet, hayat; iman ve cihattır. Bu iki değer ve dinamizme, kim sahip olursa, zaferi onlar kazanacak ve üste çıkacaktır.” Bu da kendiliğinden olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…