Bismillahirrahmanirrahim;

âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

Son günlerde “İslam’ın güncellenmesi” konusunda yapılan tartışmalar; aldığı materyalist eğitim ile doğulu ve batılı müsteşriklerin İslam aleyhinde oluşturduğu güçlü muhalefet karşısında şaşkına düşen aydınlarımızın, siyasetçilerimizin, ilahiyatçılarımızın, hocalarımızın içine düştükleri çaresizliği bir kez daha açığa çıkarmıştır. Tartışılan çocuk evliliği, kadına dayak, kadının yolculuğu gibi konularda, net hüküm sahibi olan İslam’ı, sanki bu konularda çözüm üretmeyen bir din gibi göstermek İslam düşmanlarını ziyadesi ile memnun etmektedir. İslam; manevi ve ahlakı, ilmi, iktisadi, ekonomik, savunma, dış politika, siyaset, idare ve hukuki meselelerin çözümünde, ırkçı ve emperyalist batının değil, Allah’ın rızasını gözetmeyi esas alır. Ferdin, toplumun ve devlet eliyle görülen işlerin herkesin saadetini sağlayacak şekilde çözüme kavuşturulması için her şeyden önce İslam dininin nasıl bir din olduğunun bilinmesi gerekir. İslam’ın nasıl bir din olduğu konusunda kâmil bir bilgiye sahip olmayan kimselerin İslam’ca çözüm üretmeleri imkânsızdır.

İSLAM NASIL BİR DİNDİR?

İslam; Allah Teâlâ’nın dinidir, nizamıdır ve rızasıdır. İslam; Allah Teâlâ’nın Rahman ve Rahim sıfatı gereği ferdin ve toplumun dünyada da ve ahirette de saadet bulabilmesi için bildirdiği hak ve adalet esaslarıdır. Şayet insanlar, akıllarıyla kendilerini, dünyada da, ahirette de saadete taşıyacak hak ve adalet esaslarını koyma imkânına sahip olsalardı, Allah(c.c) İslam dinini göndermezdi. Allah insana verdiği nimetlerini İslam ile tamamlamış ve ondan razı olmuştur. MAİDE 3: “…Bugün size dininizi ikmal ettim, (böylelikle) size olan nimetimi tamamladım ve sizin için razı olduğum din olarak İslam’ı seçtim…”

Allah Teâlâ’nın İslam’dan başka hiçbir dine ve nizama rızası yoktur. ALİ İMRAN 85: “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve nizam) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” İslam’ın iki temel kaynağı vardır. Bunlar Rabbimizin kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin Sünnetidir. Kur’an-ı Kerim saadetimizin temel esaslarını beyan ederken, Sünnet bu esaslara göre uygulamanın nasıl olacağını gösteren pratiktir. Kur’an’ı Kerim ve yaşayan Kur’an olarak Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin gönderilmesi insanlık için büyük bir lütuf ve rahmettir. ARAF 157: “Onlar yanlarında olan Tevrat ile İncil’de yazılı buldukları Ümmi peygamber, Resule uyarlar. O (Peygamber) onlara iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar, temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri haram kılar, (iyiliklerden alıkoyan) yüklerini ve üzerlerindeki bağları kaldırır. O Peygamber’e iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla birlikte olan nur’a (Kur›an›a) uyanlar, işte kurtuluşa erenler onlardır.” Bu ayet, hem Yahudi ve Hıristiyan’ların hem de Müslümanların ve bütün insanlığın saadetinin İslam’da olduğunun en açık belgesidir. İnsanlık her türlü meselesini batının sahip olduğu, zulüm üreten müktesebatla değil, ancak İslam ve kaynakları ile çözebilir.

DELİL GÜVENLİĞİ

Müslümanlar; insanların meselelerinin adil bir şekilde çözümünü sürekli kılmak için delil güvenliğini teminat altına alacak ilimleri kurmuşlardır. Müslümanlar, öncelikle şer’i yani yasal delilleri tespit etmişlerdir. Bu deliller; 1. Kur’an’ı Kerim, 2. Sünnet, 3. İcma-i Ümmet, 4. Kıyası Fukahadır. Bu delillerin bozulmadan günümüze kadar intikali sağlanmıştır. Delil güvenliğini sağlamak için kurulan ilimler ise şunlardır. 1. Tefsir Usulü, 2. Hadis Usulü, 3. Fıkıh Usulü, 4. Sözlükler, 5. Dil Bilgisi, 6. Edebiyat, 7. Matematik. Bu ve benzeri ilimler, insanlığın meselelerini çözüme kavuşturmada başka hiçbir dinde ve medeniyette bir alt yapı olarak inşa edilmiş değildir. Mesela batının böyle bir altyapısı yoktur. İslam, bu alt yapısıyla güncellenmeye ihtiyaç duymayacak kadar mükemmeldir. Siz karşılaştığınız bir meseleyi, “fıkıh usulü” ilminde belirlenmiş kurallara uyarak rahatlıkla çözebilirsiniz. Yeter ki siz, insanlığın meselelerini İslam ile çözmeye karar vermiş olun. Mesela Türkiye, AB uyum yasaları sebebiyle soysal konularda ahlaki ve manevi yozlaşma tehdidi ile karşı karşıyadır. Biz, ülkemizi bu tehditten nasıl kurtarabiliriz? Bunun çözümü İslam’da mevcuttur. Öyleyse aydınlarımız, siyasilerimiz, ilahiyatçılarımız, hocalarımız oturacaklar ve Türkiye’yi düzlüğe çıkartacak esas, uygulama ve yaptırımları belirleyecekler ve uygulamaya koyacaklar. İslam’ı, faizci kapitalist nizamı ayakta tutmak, onun bir takım ayıplarını örtmek için kullanmak çok tehlikeli bir tercih olur. İslam haktır, onu batıl ile karıştırmak kınanmıştır.

MÜKELLEF

Mükellef; İslam’ın emir ve yasaklarına muhatap kimsedir. Bir kimsenin mükellef olması için akıl baliğ olması gerekir. Bu iki şarttan birisi bakımından eksiği olan kimselerin sorumluluğu da olmaz. Çocuk mükellef değildir. Çünkü ergin değildir. Baliğ yani ergin olmuş kız ve erkekler, aklen de ehliyet sahibi iseler artık çocuk değillerdir. Bunlar yetişkindirler. İslam; bütün yetişkinleri her bakımdan, din ve düzen olarak İslam’ın tamamından mükellef sayar. Bu mükellefiyetler arasında aile kurma sorumluluğu da vardır. Yetişkin aynı zamanda akli, bedeni ve ruhi olgunluğa sahip olmak demektir. Batılılar kızmasın diye İslam’ı törpülemeye çalışanlar, her şeyden önce batının aile yapısına, karı koca ilişkilerine, cinsel eğilimlerine, namus anlayışlarına bakmalıdırlar. Batıya buradan bakıp ve doğru okumalar yapanlar, Müslümanlıklarından utanmazlar, bilakis İslam’a kaynakları ile birlikte sıkı sıkıya bağlanıp Milli Görüşçü olurlar. Böyle olunca Avrupa kültürüne karşı kendilerini savunma yerine, bu kültürle hesaplaşma yolunu seçerler.

BİZ BATILI DEĞİLİZ

Biz, ne batılıyız ne de doğuluyuz. Biz, İslam ümmetini evlatlarıyız. Avrupa kültürü ile asla bağdaşamayız. Biz, kararımızı buna göre vermek durumundayız. Kararını buna göre verenler Milli Görüşçü-Saadet Partili oluyorlar. Selam hidayete tabi olanlara…