İslam dini söz konusu olduğunda kurulabilecek ilk cümle kuşkusuz İslam dinin barış dini olduğudur. Batı tarafından İslam’ın berrak yüzüne örtülmeye çalışılan ve işgal gerekçesi haline dönüştürülen terör organizelerine karşı; Müslüman düşünürlerin söylemlerinin tamamı İslam’ın barış anlamına dikkat çekmekten ibarettir. Bütün bu barış söylemleri retorik düzeyde konuşula dursun bugün ümmet coğrafyasında karşı karşıya kaldığımız durum İslam ve Barış kavramlarını temelden ele almamızı zorunlu kılmaktadır.

Barış kavramı kendi içinde iki tarafı iltizam eder. Oysa İslam tevhit dinidir ve varlık boyutunda iki taraflılığı kökten reddeder.  Bu ret ediş,  Allah-İnsan, İnsan-İnsan ve İnsan- Âlem arasından bir barışı merkeze almayı gerekli kılar.  İslam dini dikkate alındığında bütün varlığın bir barış döngüsü içerisinde olması zorunludur. Bu bağlamda İslam’ın barış dini olması sosyolojik olmanın ötesinde ontolojik bir duruma işaret eder.

Allah-İnsan-Âlem arasında barışın tesis edilmesinden maksat iradi varlık olan insanın âlem ile olan irtibatını tamamı ile Allah’ın buyruk ve emirlerine göre ikame etmesidir. Böyle bir barış sürecinin ortaya çıkmasına neden olan; bir yönden insanın acizliği ve hakikate ulaşmada karşılaştığı zorluklar iken, diğer yönden Allah’ın sonsuz rahmeti ve her durumda insana olan yardımının tecellisidir. Allah-İnsan-Âlem arasında var olan barış kozmik düzlemde bütün varlığın barış ve uyum içerisinde olmasını zorunlu kılar. Bu yönden İslam bütün mevcudun barışık olduğu bir varlık tasavvurunu ortaya koyar.

İslam’ın ön gördüğü kozmik barışta bir diğer unsur ise insanın insan ile olan barışmasıdır. Bu barışma iki yönlüdür. Birinci yönü ve en önemlisi insanın kendisi ile barışmasıdır. Bu barışma insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesi anlamına gelmez. Aksine insanın kendisini hesaba çekmesini ve sonu huzur olan bir iç hesaplaşmaya girmesini gerektirir. İnsanın kendisinde ortaya çıkan arızi kötülükleri ve bu kötülüklerin ortaya çıkarmış olduğu hataları bir bir eleyerek fıtrata dönüş yapması gerekir.  Bu dönüş hareketinde beden ve ruh arasından ikilik ve çatışmadan bahsetmek mümkün değildir. Beden kemalini ruhun varlığına borçlu iken, ruh kemale ancak fıtrata döndürülmüş bir beden ile ulaşabilir. Bu manada İslam insanın kendisi ile barışması noktasından bedene karşı kötümser durmaz.

İnsanın insan ile barışmasının ikinci yönü ise; İnsanın kendisi dışında kalan bütün insanlıkla barış içerisinde yaşamayı ilkesel olarak kabul etmesidir. Bu tavır en üst ifadesini Mevlana Celalettin Rumi’nin dilinde “Yaratılanı sev Yaratan’dan ötürü” cümlesidir. İnsan kuvve bakımından Allah’ın halifesidir. Tarihsel süreçler yahut yakın ve uzak çevrenin etkisi ile insan kendisinde taşıdığı bu halifelik kuvvesini idrak edemeyebilir. Ancak bu durum arızi bir durumdur ve arızi duruma rahmet nazarı ile bakmak gerekir.  İslam için bütün insanlık insan olması bakımından saygıya ve hürmete layık değerdedir. Böylece İslam insanın hem kendisi ile hem de kendi nevi ile barışmasını esas alır.

İslam’ın ön görmüş olduğu kozmik barışın son halkası ise İnsan-Âlem arasından olmasını arzuladığı barıştır. İnsan tabiatı gereği çevresinin çocuğudur. Yaratılıştan gelen birincil fıtrata ilave olan ikincil fıtratların tamamı çevre ile alakalı bir durumdur. İkincil fıtratlar zamanla kişiliklere etki eder ve dönüşmesi çok zor hale gelir. Bu yüzden çevre, insanı kuşatır ve etkiler. İnsanın Âlem ile barışması âlemin iradesiz olduğu dikkate alındığında bir üst varlık türü olan insanın âlemi yani çevreyi fıtrata uygun kullanması ve istifade etmesi anlamına gelir. İlkesel olarak bütün âlem insanın hizmetine sunulmuştur. Bu ilkeden hareketle insanın çevreden istifade etmesinde bir beis yoktur. Ancak insan bu istifade aşırılığa gidemeyeceği gibi zi-ruh kabul edilen çevrenin ve tabiatın yok olmasına ve hunharca katledilmesine neden olamaz. Bu cihetten İslam İnsanın Âlem ile barışını kozmik barışın bir parçası haline dönüştürmüştür.

Allah-İnsan-Âlem arasında ortaya çıkan ve bizlerin kozmik barış olarak isimlendirdiğimiz bu süreç dikkate alındığında İslam’ın barış dini olması güncelin ötesinde daha derin bir kavrayışı ifade eder. İslam barış dinidir denildiğinde; kastedilen birincil anlamda külli bir barıştır ve bu barışın bütün mevcudu kuşatması hedeflenir. Aksi durumların tamamı arızidir. Bu yüzdendir ki İslam ile barış karşıtı manaları taşıyan hiçbir kavramın yan yana gelmesi ontolojik olarak mümkün değildir. Bu bağlamda cihad ise varlığın tekrar kozmik barış içerisine alınması çabasının bir diğer adıdır.