Günümüzün karmaşasından İslâm üzerine olan tartışmalar genel olarak kişiler ve kimi çevreler üzerinden değerlendirilir. Bunlar yapılırken kişilerin, olumlu ya da olumsuz bütün tutum davranışları İslâm adına değerlendirilir.

Zalim bir sultanın, kralın, başkanın, liderin, her kim olursa olsun yaptıkları kendisinden kaynaklanır. Adaletle hükmetmeyen hiçbiri İslâm’ı temsil etmiyor. Elbette ki bu, bir temel yanılgıdır. Kişi kendisini Müslüman olarak addediyor, yaptıklarını İslâm adına yaptığını söylüyorsa bu kimseler temsil noktasında değildirler. Yaptıklarıyla tanımlanırlar.

Batı düşüncesinin sapmaları olan sağcısı, solcusu, ırkçısı, milliyetçisi, ulusalcısı da kendisini hem Müslüman görüyor hem de yaptıklarıyla hakiki Müslüman olduğunu söylüyorsa bu da yanıltıcıdır.

Kişilerin merkeze alınması, putlaştırılması, onun etrafında kurulmuş bir dünya ile İslâm bir yedek unsur ya da öylesini bir renk ve çeşni olarak gösterilmesi de İslâm’ın saf ve özgün hâliyle bağdaşmaz.

Yönler ve yörüngeler, çizgiler ve istikametler en belirleyici olanıdır. Kimin yönü ve çizgisi, kendisine göre ise o yön ve çizgi o kimselere aittir. O kimselerin İslâm’ı İslâm ile bağdaşmaz.

Günümüz sağcılığı, solculuğu, muhafazakârlığı, milliyetçiliği, ırkçılığı, İslâmcılığı ile de İslâm tanımlanamaz. İslâm’ın saf hali özdür. İslâm bir ırkın, ideolojinin, siyasal partinin, kişinin yan unsuru da değildir. Onların kendilerini, ideolojileri ve yönleriyle birlikte Müslümanlığı anması bir anlam ifade etmiyor.

Bundandır ki sözünü ettiğimiz hemen her çevre kendilerine göre bir Müslümanlık tanımlamasına giriyor. Bunları birbirlerinin İslâm’ını beğenmiyorlar, kendilerine bir tutum belirliyor. Irkçılık yapıp başka ırkları hedef almaları İslâm’ın ruh ve düşünce anlayışına aykırıdır. Salt çıkarları, ideolojileri uğruna yaptıkları tanımlamaların İslâm adına bir değeri ve karşılığı yoktur.

İslâm inanç ve düşüncesini özümseyenler, o ruha uygun yönde olanlar duyarlı ve titiz olurlar. Hiçbir zaman, sözü edilen bakışlarla bir saltanat, bir çevre, bir kişinin tanımlan İslâm ile değil. Kur’an ile Sünnet doğrultusundaki özgün düşünür ve hareketlerinin İslâm’ı hakikidir. Bu ise Hakikat Medeniyeti’dir.

Kapitalizmin, Sosyalizmin, milliyetçiliğin, ırkçılığın, sağcılık, solculuk ve İslâmcılığın öngörüsü ve ruhuyla özdeşleşmiş, ondan çıkış yolu aramamış olanların İslâm’ı ancak kendilerini temsil eder. Bu temsillerin hiçbiri bağlayıcı olmaz.

İslâm inanç medeniyetini veya bağlılarını bekleyen asıl tehlike, yukarıda tanımladığımız ve anlattıklarımızın kendilerine tanımlaması ve benimsemesidir. Emperyalizmin oyuncakları konumundakiler veya güdümündekilerin İslâm’ı saf İslâm değildir.

Saf İslâm inanç ve düşüncesi uğruna dünyalıklardan, her türlü çıkar ilişkilerinden, ideolojik yönelimlerden uzak duranların duruşu kıymetlidir, hakikidir. Görünür ve yaşanır olan hayatta özünü koruyanların İslâm’ı İslâm’dır.

İnsanların İslâm’dan uzaklaşışları insanların tutum ve davranışlarından kaynaklanıyor. İslâm’ın kendisinden değil. Müslüman halklarının yöneticilerinin büyük kısmı emperyalizmin ve modernizmin güdümünde. Halklarını da bu yöne doğru yönlendiriyorlar. Bunların Arap, Türk, Acem, Fars, Peştu, Berberi olması önemli değildir.

İnsanların yaşama tarzları, yaklaşımları kendilerini tanımlıyor. Böylesi bir durumda insanların kılık kıyafet üzerinden değerlendirilmesi, hedef alınması ya da ötekileştirilmesi niyetlerini ve bakışlarını gösterir.

Köle olmaya razı olanlar, köleliklerini üstün görerek başkalarını ötekileştirirler, bunu bir üstünlük olarak görürler.