Önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın istifa ettiği bilgileri daha sonra da Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan’ın da görevden alınacağı haberleri geldi. Zaman olarak ise gelen bilgiler değişim için bugünü işaret ediyor.
Elbette karar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki dudağı arasında olduğu için net bir zaman veremiyoruz ama biz de bugün için bir değişiklik bekliyoruz.
Peki, bu değişiklik sonrası sağlık sistemindeki kilitlenme çözülür mü derseniz pek de ihtimal vermiyoruz.
Burada Sayın Koca’ya haksızlık etmemek gerekir, sağlık sistemimizdeki çöküşün ana nedenleri ekonomik kriz, yanlış yönetilen göçmen politikası ve hatta hatalı dış politika da var.
Yani bakan değişse de pek bir şey değişmeyecek gibi.



Ekonomiyi il başkanları mı yönetiyor?
Elbette yönetmiyor. Bunu en iyi bilen de şüphesiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.
Ama yerel seçimlerde kaybedilen oyların faturası bir yerlere kesilmesi gerekiyordu ve ilk olağan şüpheli il başkanları oldu.
İyi de bu değişimin kime ne faydası olacak?
Kritik soru da bu.
Dünya küçüldü, ülkemiz de küçüldü. İletişim çağındayız.
Edirne’de yaşanan en küçük bir olaydan Kars’ta yaşayan biri anında haberdar oluyor.
Artık kapı kapı dolaşıp teşkilat çalışması yapmanın da tek başına çok büyük anlamı kalmadı.
Yani partilerin yerelde yaptığı çalışmadan çok, genelde yaptığı siyaset sonucu belirliyor.
Durum böyle olunca da genel siyasetin olumsuz sonuçlarını yereldeki yöneticilere keserek ancak kendinizi bir süreliğine kandırmış olursunuz.
7 il başkanı görevden alındı, sayının 40’ı bulması bekleniyor…
Başarısız seçim sonucunun birilerine fatura edilmesi gerekiyordu, en çürük halka il başkanları olmuş ve tabi bazı bakanlar…

“Ekonomi çok iyi” doğru… “Ekonomi çok kötü” bu da doğru
Etrafınızda “ekonomi çok iyi” diyen birine rastlarsanız inanın…
Yine etrafınızda “ekonomi çok kötü” diyen birine rastlarsanız ona da inanın.
Peki, bu duruma biz ne diyoruz; “orta direk yok oldu” buna da inanın…
Yani, ülkemizde zenginle fakirin arası epey açıldı. Aralarında kimse kalmadı.
Özal’lı yıllardan gelen “orta direk” sadece tabir olarak kaldı.
Zenginler daha da zenginleşti, fakirler de iyice fakirleşti.
Hani bazen diyorlar ya “sokaklara, kafelere bakın, insan kaynıyor, para olmasa bu hareketlilik olur mu” diye…
Evet haklılar. Yüz binler belki de bir kaç milyon insan sokaklarda, alış veriş merkezlerinde.
Ama ülke nüfusu 81 milyon. Tamam, 81 milyonun tamamı da zengin olmasın.
Bu da mümkün değil ama mevcut tablo da endişe verici.

Nokta
Sürekli “bakanlar” değişiyor bir kez olsun “yapanlar” değişse!
Belki her şey değişir!

Müge Anlı, Soylu hakkında da böyle konuşabilir miydi?
Bu köşeyi takip edenler bilir, Ayhan Bora Kaplan davasının devamında gelen olayları yorumlanırken “darbe” adının konmasına ilişkin fikirlerimizi belirtmiştik.
“Darbe” deyimini de ortaya atanların havuz medyasının amiral gemisi olduğunu anlatmıştık.
Meramımızı anlayan anlamıştır.
Ülke gündemini uzunca bir süre meşgul eden “darbe” haberlerinin altında İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın koltuğuna darbe yapılmak istendiğini anlatmaya çalışmıştık.
Neyse ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, etrafını çeviren bu yapıya kulak asmamış ve Ali Yerlikaya’ya sahip çıkmıştı.
Aşağıda anlatacağımız olay da bu zincirin yeni halkası.
Halkaları bir birine bağlamak da size düşüyor.
Gündüz programlarının gediklisi Müge Anlı, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın, "O programlardan hoşlanmıyorum. Suçu aydınlatmak İçişleri Bakanlığının işi. Adaletin tecelli etmesi Adalet Bakanlığının işi” açıklamasına yüksek perdeden cevap vermiş.
Müge Anlı, “Bu konularla ilgilenen baştaki adamlar televizyon programlarına laf söyleyene kadar işleyişle ilgili vatandaşların ne düşündüğüne kulak versinler” demiş.
Aslında ne İçişleri Bakanı Yerlikaya’nın ne de Müge Anlı’nın açıklamasında büyütülecek bir durum yok ama.
Ama detay ayrıntıda gizli. Ali Yerlikaya yerine koltukta Süleyman Soylu olsaydı ve aynı açıklamayı yapsaydı Müge Anlı benzer cevabı verir miydi?
Ya da daha da önemlisi “Benzer cevabı vermesine müsaade edilir miydi?”
Söyleyeceklerimiz bu kadar!