Bir toplumun, milletin bu kadar gerilmesi sonucu

dengeleri sağlamak ve toparlamak o kadar zorlaştı ki. İçinden çıkılamaz bir

durum oluştu. Toplumun kesimleri keskin ve zehirli. Hiçbirinin bir diğerine

tahammülü ve mihneti yok. Hiçbiri diğerine borçlu değil. Ne komşuluk, ne aynı

topraklar üzerinde bulunma, ne millet değerleri söz konusu.

Artık bizim coğrafyamızda Marksist solun, ya da ateizmin

ağır baskısı da yok. 1970 li yıllardaki o aşırı baskı ve tahammülsüzlükten söz

edemiyoruz. O zamanlar bir bakıma bir fikir ve düşünce rekabeti vardı.

Gelişmemizi bu rekabet sonucu kazanmıştık bir bakıma.

Sağ ve sol batıcıların tamamı aynı daire içindedirler ve

hepsi de orta sınıf bir burjuva oluşturuyor. Onlar batıcılıklarını koruyorlar.

Mücadeleleri ideolojik olmaktan ötedir. Verdikleri savaşın, çatışma ve

gerilimin tek nedeni bugüne değin sahip bulundukları çıkardan olmaları. Yani

burjuva olarak daha çok edinmelerden mahrum oluşları. Kadrolarının kendilerine

istedikleri gibi yer bulamayışları.

Muhafazakâr sağ ise altmış yetmiş yıllık bir mücadele

veren İslâmî düşünüşlü bütün kesimleri de içine alarak yeni bir oluş

gerçekleştirdi. Bunun uzun ömürlü olup olmaması önemli değil. Çünkü kişi ve

ideolojik olmanın ötesinde çıkar eksenli bir yapıya dönüştü. Bu, muhafazakâr

bir burjuvaya dönüştü. Ne yazık ki dağılım toplum geneline değil. Yüzde elli

dolayında bir oy toplamı bulunan kesimin ancak bindeler ile ifade edilebilecek

bir kesimi çıkar devşiriyor. Buna bağlı olarak söz konusu kesimin bürokratik

dağılım ve yerleşimleri bu toplumu tatmin etmeye yetiyor. Aç kalsalar bile göz

göre göre buna razıdırlar. Çünkü neredeyse yüz yıla yakın bir zamandır

nasiplenememiş bu kesimin eline fırsat geçince bütün çileli geçmişini ve

mücadelesini bir kenara bırakmış bulunuyor. Hemen hemen hepsini terk etmiş

oluyor.

Çatışma çıkar merkezli ve gerilimler de bunun üzerine

kurulu. Elbette bu mücadelenin kimi sembolleri olacak. Geçmiş dönem sağının

sembolleri Kur an, bayrak, vatan, ezandı. Bu fötr şapkalı sağ bakışın İslâmî

hemen hiçbir kaygısı ve derdi de yoktu. Solun, emek, işçi, köylü, özgürlük ve

ilericilik gibi vurgulu bakışı bulunuyordu. Aynı daire içine geçmiş olan bu iki

kesimin ortak değerlerinin artık fazlaca bir karşılığı yok. İşçi, köylü,

emekçi, ezan, cami, Kur an gibi bir dertleri bulunmuyor.

Muhafazakâr sağ oluş ise tuhaf bir durumda. Ufak tefek

şeyler insanları mutlu etmeye yetiyor. Bu büyük kesimin giderek burjuvalaşması

ve sekülerleşmesi en acı verici yanı. Dahası bu kesimin bir sembolü olan

başörtüsü olayının artık hiçbir değer ve karşılığı yok. Çünkü sadece saçlarını

örten bedenin bütün kesimini fora eden bir anlayış oluştu. Değerler bütünü

olmaktan çoktan çıktı. Sokaklarda başörtülü genç bayanlar İslâmî değerler

açısından hiç de heyecan vermiyor insana. Tüketimin en azılısından asla geri

kalınmıyor. Artık hiç kimsenin derdi, komşusunun açlığı, yokluğu ve sefaleti

değil. Hiç kimsenin Siyonizm tehlikesi söz konusu olamıyor. Emperyalizm diye

bir derdi de yok. Bize şu an dokunulmasın, çıkarlarımıza zarar gelmesin

derdinde. Memurlar, özellikle öğretmenle yerlerinden olmasın, sürgün edilmesin,

elde ettiği küçük nimetlerini kaybetmesin çabasında.

Yapay düşmanlıkların oluşturulması kendisine yetiyor.

Bunlar da dönemler halinde dalga dalga gelip gidiyor. Bu dalgaların birçoğunun

adını ve oluşlarını bile unuttuk neredeyse. Ne balyoz, ne Ergenekon, ne AB

furyası, ne postallar, ne e-muhtıraların bir karşılığı var. Şu an varsa yoksa

paralel. Bu furya geçtikten sonra bakalım sıraya ne ve kim girecek.

Sanırım sıra İslâmî duyarlığı olan kesime gelecek. Çıkar

furyasına kapılmayan, derdi ve ideolojisi olan bu kesimde. Yani sekülerliğe

dâhil olmayan, muhalefet ruhu olan, eleştiri ve kritik yapabilen kesimde sıra.

Çünkü artık o darbe yapan paşalar şunlar bunlar da aklandığına göre. Peki,

geriye ne kalıyor derseniz anlattım.