Maddesiyle olduğu kadar, yeteneğiyle ve gücüyle sınırlı bir varlık olan insan, muhayyile, tasavvur ve düşünme yeteneğiyle sınırlı gibi gözükmese de, bir başka açıdan bakıldığında bu alanda da sınırlı kabul edilme durumunda olan insan, ne kadar da muammalarla yüklü bir varlıktır!

Belki muammadan farklı bir niteleme yapılması daha uygun olacaktır. Ne de olsa, muamma olan, hakkında yeterli bilgi, düşünce donanımı eksikliği dolayısıyla bir bilgisizlik, bir bilinçsizlikten sözedilebilir. Yetersizlik giderilir ve bunun sonunda bilgi ve bilinç sağlanırsa muamma olan, muayyen, belirgin ve açık-seçik hale getirilebilir. Elbette, yine de bir muamma durumu olacaktır.

Çünkü, nihayet insan, varlığı itibariyle, doğadaki herhangi bir nesne değildir. Bir başka açıdan, insan, muamma olanla ilgisi yüzünden, bizzat kendi varlığına, hayatına, doğaya ve evrene farklı yönlerden yaklaşabilme, bunları farklı anlamlarla anlayabilme imkanına da sahip olabilmektedir.

Öyleyse farklı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç insanı kendi gerçekliği içinde tanımaya, değerlendirmeye ve anlamlandırmaya yol açabilsin. Burada bilgi, düşünce ve yetenek bakımından yetersizlikten çok, bunlara sahip olunmasına rağmen, ortaya konulan ve çoğunlukla kabul edilmesinde zorlanan bir sonuç sözkonusudur. İnsanın karanlık yönü, derken kastettiğim budur. Ama bu karanlık yön, ilk bakışta bilgisizlik, düşüncesizlik ve yeteneksizlik ile bir ilişkiyi çağrıştırsa da, gerçekte bu ilişkinin bizzat kendisi sorun olma mahiyetinde ve niteliğinde ortaya çıkmaktadır.

Sözgelimi yalan söylemenin kötü bir davranış olduğu bilgi ve bilinci bulunmasına rağmen, yine de gerçekleştirilmesi ancak "karanlık" olarak nitelendirilebilir. Üstelik yalan söylemenin kötülüğü hususunda açık-seçik bilgilere, belli bir bilince sahip olunman onun yapılmamasını getirmiyor. Yalan söylemeye yol açan bir takım nedenlerin, gerekçelerin sıralanması, bunlar ne kadar makul ve haklılık payına sahip gözükseler de, sorunu çözüme ulaştırmıyor. Belki de bu nedenlerin, gerekçelerin sıralanması insanın karanlık yönünün gerçek bir tezahürü hatta izdüşümü olmalıdır.

Kurban Bayramı arefesinde ya da gününde Saddam Hüseyin in idam edilmesi, doğrusu insanın karanlık yönünün çıplak, keskin ve ani şiddetle bir tezahürü, bir izdüşümü gibi bir çağrışıma götürdü beni. İleri sürülen nedenler ve gerekçeler, aslında çıplak, keskin ve ani şiddetli tezahürü karartma olarak da değerlendirilebilir. Bu, SaddamHüseyin in otoriter, baskıcı, çoğunlukla akıldan uzak, ama insanın karanlık yönünün bir başka tezahürü sayılabilecek yönetimini aklamaya dayanak oluşturmaz. O, ayrı bir düzlemin olayı ya da olgusudur.Ki böyle olayların kurbanı olan bir kaç kişiyle tanıştım, hayatlarının nasıl kırıldığını, nasıl bir çaresizliği yaşadıklarını duymaya çalışarak tanık oldum.

Üniversite öğrencilik yıllarında Kerküklü Avni Ömer in adeta sessiz çırpınışı, her hatırlayışımda bir cendereye sıkıştırılmışlık duygusunu devindirip durdu. Ahmet Haşim in akrabası, daha doğrusu yeğeni olan bir bilim adamının hayatının, dünyasının savruluşunu Londra daki tanışmamızda anlamaya çalışmıştım. O nun, ülkesine, kentine, yani Bağdat a, ailesine, akrabalarına, arkadaş ve dostlarına, tarihine, kültürüne, inancına, İslâm a bağlılığı içinde ne kadar cüda bırakıldığını öğrenmemin bile kabul edilemezliği iç dağlayıcıydı. Cüda bırakılmışlığı, iki üç yılda bir annesiyle, ailesiyle İstanbul da buluşmaları gideriyor muydu, yoğunlaştırıyor muydu Bilginin, düşüncenin ve yeteneğin insanın karanlık yönü karşısında ne derecede anlam yitimine uğradığı bir durum sayılamaz mı bu

Musullu Alwani ve özellikle Şerif Ali nin durumları buna çarpıcı örnekler olarak zihnime mayın, patlamaya hazır mayın gibi yerleşmişlerdi. Bonn da, onlar Londra ya, biz İstanbul a müteveccih olarak vedalaşırken Ali nin bir sözü, devamlı patlayan, zihnimi ve yüreğimi parçalayan bir mayın olarak kaldı: "Siz şimdi ülkenize, kentinize, ailenize dönerek Bayramı (Ramazan Bayramı olmalıydı), yaşayacaksınız. Bayram sabahı Londra da olmak bizim için dayanılmaz bir acıdır."

İşte, insanın bu karanlık yönünü bir kişiye, bir olaya, bir duruma veya bir sisteme bağladığı anda insan, bu karanlık yönünün hem öznesi, hem yüklemi, hem faili, hem kurbanı olmaya başlıyor. Kaba, ilkel, hoyrat, bayağı biçimlerde bu karanlık yönün tezahürü aslında bir teferruattan öteye gidemiyor. Adlandırmalar, nitelendirmeler, kategorikleştirmeler de bu fasla dahildir nihayet.