Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsanların lehine olan ne varsa, tersini yapan siyaset, inkâr siyasetidir. Bu siyaset; Allah’ın, fert ve toplum hayatı ile ilgili emir ve yasaklarına, ilahi hükümlere muhalefet etmeyi esas alır.

Bu siyaset; Allah’ın ilahlığını, ilahlığının gereği koyduğu kuralları görmezlikten gelerek, arzularına uygun iş gören zalimlerin ve cahillerin siyasetidir. Bu siyaset ile Allah’ın bir saadet düzeni olarak fert ve topluma ihsan ettiği İslam’ı, çıkar ve beklentileri için zararlı görenler, O’nun ışığını söndürmeye çalışırlar. İnkâr siyasetinin hedefi; fert ve toplumu, şeytan ve adamlarının keyfi için İslam ve düzeninden uzaklaştırmaktır. Bunun için bu siyasetin temelinde kin ve nefret vardır. İnkâr siyasetini benimseyenler; “küfür tek bir millettir” esası gereği, Batı zihniyetinden beslenirler. İnkâr siyasetinin görünen yüzü; ABD, AB ve İsrail’dir. Görünmeyen yüz ise Siyonizm ve haçlı Batı’dır. Diğer ülkeler ise inkâr siyasetinin yedek kuvvetleridir. Allah, bu fesada koşan inkârcıları bize şöyle tanıtmaktadır. Haşr 14: “Onlar; Yahudiler, haçlı Hıristiyanlar ve münafıklar, sizinle toplu olarak ancak, tahkim edilmiş şehirlerde veya siper edindikleri duvarlar arkasında savaşabilirler. Bunların kendi aralarındaki savaşları ise pek şiddetlidir. Sen onların birlik halinde olduğunu sanırsın. Oysa kalplerinin atışları farklı, kafaları karışık, düşünceleri darmadağınıktır. Bu, onların akıllarını faydalı kullanamayan, gelişmemiş, cahil bir toplum olmalarından ileri gelmektedir.” Kur’an, biz müminlere; İslam düşmanlığında ittifak halinde olan inkârcı Yahudilerin, müşrik Hıristiyanların ve münafıkların aralarındaki münasebeti detaylı bir şekilde anlatıyor. Bize Kur’an; bu derin düşmanları niçin tanıtıyor? Bunu düşünmemiz gerekir. Kur’an’ı, bir bütün olarak okuyan ve anlayan bir Müslüman; “ben siyasetle ilgilenmiyorum, burada siyaset konuşmayın” demez. Çünkü Müslüman; Kur’an’ın emrettiği “adil siyasetin” tarafıdır. Bir Müslüman için; “Allah’ın indirdiği Kitap ile hükmetme, yönetme” emri, bir siyasi tarafgirliği ifade etmiyorsa, böylesi kimseler için Erbakan Hocamızın tabiriyle “Allah akıl fikir versin” duasını yapmaktan başka elimizden bir şey gelmez. Müslüman’ın karşı olup, mücadele edeceği siyaset “inkâr ve istişmar” siyasetidir.

ŞUUR

Şuur; hakkı hak, batılı batıl olarak bildikten sonra, hakka tabi olmak ve bütün insanlığın saadet bulması için mal ve can ile İslam Birliği’nin, Adil Düzen’in, Yeni Bir Dünya’nın kurulması için ümmet olarak, bir teşkilat disiplini ile mücadele etmektir. Kabul edilmesi gereken hak, İslam’dır. Karşı çıkılması gereken batıl ise Batı zihniyetidir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan bunalımın sebebi, Batı zihniyetidir. Batı; Müslümanlara ve insanlığa, İslam’a yönelmeyin, materyalist ve kapitalist olun, Allah’a kulluk yerine, üstün insan inkârcı ve ırkçı Siyonizm’in köleliğini tercih edin ki, yeryüzünde yaşama hakkına kavuşun telkininde bulunuyor. Batı’nın telkin ve teklif ettiği hile rejimi ve kölelik düzeni ile insanlığın ve Müslümanların, itikadi, ahlakı, sosyal ve iktisadi bunalımdan kurtulamayacakları ortadadır. Allah, fert ve topluma kurtuluşunuz İslam’dadır derken, Batı ise -haşa- sanki Allah yalan konuşuyor dercesine, sizin kurtuluşunuz materyalizmde ve kapitalizmdedir diyor. Bu tavrıyla Batı; Allah’ın ilahlığını inkâr ediyor, O’nun yerine maddenin ve aklın ilahlığını ikame ediyor. İnsanın temiz bir fıtrat üzere, günahsız olarak doğduğunu inkâr ederken, onun yerine insanın daha doğarken günahkâr olduğu yalanını savunuyor. Allah’ın mülkü ve kullarına bir emaneti olan çevreyi, bu gerçeği görmezlikten gelerek çevrenin gerçek sahibinin kilise ve havra olduğuna inanıyor. Böyle bir Batı’nın galaksisine girerek hiçbir saadete ulaşılamaz. Şuur; bu gerçeği görebilmektir.

MİKROBU SAVUNMAK

Kapitalizm; Türkiye’yi hasta eden mikroptur. Bu mikrobun sebep olduğu hastalıklar; Türkiye’nin aç bırakılması, işsiz bırakılması, borca esir edilmesi, fert ve toplumun İslam’dan uzaklaştırılması, Türkiye’nin bölünmesi, yumuşak lokma olarak İsrail’e vilayet yapılmasıdır.

Bu bakımdan Türkiye; itikatta, ahlakta, eğitimde, adalette, ekonomide, fert ve toplum hayatını ilgilendiren her konuda Batı’nın işgali altındadır. Bu işgal; ister sağ, ister sol, ister sosyal demokrat veya muhafazakâr demokrat olsun işbirlikçi iktidarlar eliyle yürütülüyor. Türkiye’yi bu işgalden kurtarmanın mücadelesini Millî Görüş= Saadet Partisi veriyor.

AB’yi üstün medeniyet olarak gören, faizci kapitalist düzene sadakatle bağlı, materyalist eğitimi benimseyen Ak Parti ve CHP dâhil hiçbir parti, Türkiye’yi içinde bulunduğu işgalden kurtarmanın derdini taşımıyor. Çünkü bunlar, bir kısmı inanarak, bir kısmı da iktidar uğruna, Batı zihniyetine teslim olmuşlardır. Batı zihniyetine teslim olmuş kadroların, Türkiye’yi materyalist ve kapitalist işgalden kurtarmalarını beklemek, “biz belamızı istiyoruz” demekten başka bir anlama gelmez. Milletimiz ve insanlık, talep ettikleri bu bela ile yüzleşiyor. Yirmi yıldır ülkeyi yöneten Ak Parti kadrolarının, benimsediği istismarcı siyaset ilkeleri gereği AB’nin Türkiye’ye girmesi sağlanmıştır. Bu iktidar döneminde ülkenin üretim altyapısı çökertilmiş, faizci kapitalist düzene sadık kalınarak ülkemiz ve milletimiz borca esir edilmiş, işsiz ve aç bırakılmıştır. Çıkarılan uyum yasaları ile eğitim daha da materyalist hale getirilmiş, nesillerimiz inancımızdan, kültürümüzden, tarihimizden koparılmış, ahlaki ve manevi değerlerimiz tahrip edilmiştir. Milletimiz kutuplaştırılmıştır. Bir bütün olarak olaya bakıldığında, gelinen nokta ortadadır. İstismar siyaseti ile inkâr siyaseti birbirinin ikiz kardeşidir. Bu iki siyasetten birini tercih ederek savunmak, mikrobu savunmaktır. Mikrobu diğerine göre daha iyi savunanlar, iktidar koltuğunda oturmaya hak kazanıyorlar. Şimdilik muhafazakâr demokratlar bu tanıtma işini daha iyi yaptığı için Ak Parti iktidardadır. İnkâr ve istismar siyaseti; bu iki siyasetten hayır gelmez. Hayırlı ve bereketli olan siyaset, milli siyasettir. Bu kapıyı da sadece Saadet Partisi tutmuştur. Selam hidayete tabi olanlara…