Ekonomi Bakanı, neredeyse günaşırı olmak üzere mütemadiyen “kriz yok” diyor. “Kriz” yorumu yapan beddua ediyor, kendisini şahit göstererek vatandaşı iknaya çalışıyor. Yetmiyor, “döviz kurundaki köpük” diyor, “1 haftaya sakinleşir” diyor, sürekli halkı kriz olmadığına inandırmaya çalışıyor. Keşke aynı gayreti daha sağlıklı ve mantıklı ekonomi politikaları için de sarf etselerdi. Keşke, birkaç yıldır gelen kötü sinyalleri, makul eleştirileri görmemezlikten gelmek yerine, eleştiri ve uyarı sahiplerini yaftalamak yerine ciddi şekilde ele alabilselerdi.

Bugün, hemen hemen tüm sektörlerin temsilcileri neredeyse feveran eder durumda. Herkes, gidişatın kötü olduğunu, küresel olumsuz gelişmelere siyasi belirsizliğin eklenmesiyle birlikte halihazırdaki kırılganlıkların iyice sıkıntı verdiğini belirtiyor. Sokaktaki vatandaştan esnafa, sanayiciye, turizmciye, tüm ekonomik taraflar dert yanıyor, sitem ediyor, yakınıyor. Bunu görmeyecek de bir idare, neyi görecek başka

Geçen yıl yürürlüğe giren kredi kartı sınırlamasına göz atalım. Vatandaşın gereksiz ve gelirini aşan şekilde borçlanmasını önlemek maksadıyla Şubat 2014’te yürürlüğe iğren bu uygulama, özünde mantıklı ve gerekliydi. Ancak, bunu yaparken, vatandaşın başka yollardan borçlanmasının önüne geçilmemesi, bu uygulamayı sakat bıraktı. Yani, teknoloji mağazalarının içine neredeyse şube açan bankaların, vatandaşa elektronik eşyalar için kredi vermesine göz yumuldu. Taksidi sınırlayıp tüketime gem vurmak ve tasarrufu arttırmak amaçlansa da, vatandaş tüketmenin başka yollarını buldu eksik uygulama yüzünden. Durduk yere bir de faizli kredilere bulaşmış oldu hem de.

BDDK, bugün, taksit sınırlamasının esnetilmesini konuşuyor. Neden Çünkü Türk ekonomisi durgunluğun eşliğinde, piyasalarda yaprak kımıldamıyor ve yine pansuman tedbir olarak vatandaşa para harcatmak ilk akla gelen çözüm yolu tabi ki. Vatandaş tüketecek, yani daha fazla borç yükü altına girecek yine. O zaman taksit sınırlamasını niye getirdiniz Vatandaşın kontrolsüz borçlanmasını geçen sene sıkıntı görüyorken, bu sene bu sıkıntı ortadan kalktı mı

Aslında işin özeti şu: Bir yerdeki deliği kapatmak isterken, başka bir yerden patlak veriyor ekonomimiz. Borçlanmaya ve tüketime odaklı sağlıksız (ve dahi günlük, günü kurtarmaya yönelik) büyüme stratejimiz fiyaskoyla neticelendi. Hababam harcamaya, tüketmeye teşvik edilen, bu uğurda kredi kartına, krediye yönlendirilen halkın artık daha fazla borçlanmaya ve bu borçları ödemeye takati yok artık. Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı kırmızı alarm veriyor. Bu durum, yanlış ekonomi politikasının sonucu olarak yıllardan beri öngörülüyordu.

Ekonomideki bir deliği kapatmak isterken diğerini patlatmaya en güncel örnek okul tatilinin uzatılması olabilir. Rusya’daki ekonomik kriz sebebiyle rezervasyonlarını iptal eden Rus turistler, turizmi çok zor durumda bıraktı, gelirleri düşürdü.  Kan ağlayan turizmcilere deste maksatlı okulların bayram sonrası açılması kararı alınıyor. Kağıt üzerinde turizmci için güzel olabilir.

Ancak, bu ülkenin realiteleri var. Bunlardan biri, Eylül ayının çoğu aile için masraf ayı olması. Aileler, okul masrafları başta olmak üzere birçok kalemler karşı karşıya kalacakları bu ayda, tatile para harcayacaklar mı bu bir soru işareti. Asıl kritik nokta ise, kırtasiyeciler, tekstilciler, servisçiler gibi sektörlerin verdikleri tepkide gizli. Kırtasiyeciler, ödeme planlarını okulların Eylül ortasında açılacağına göre yaptıklarını ve ay sonuna çek kestiklerini söylüyor mesela. Dolayısıyla ay sonunda açılacak okullar, çeklerin ödenememesine sebep olur diyorlar. Bir yer düzeltilmeye çalışılıyor ama öteki taraf bozuluyor yani.

Sözün özü, “kriz yok” demekle ekonomideki ciddi sorunlar tuz buz olmuyor. Tersine, vatandaşın, esnafın, sanayicinin sorunları daha da içinde çıkılmaz bir hal alıyor. İnkar etmekle nereye varılacak, bilinmez.