Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Günümüzde Müslümanların hoyratça kullandığı sözcüklerden birisi de, kardeşlik kavramıdır. Mümin kardeşinin, hiçbir derdiyle ilgilenmeyen Müslüman bir topluluk, İslam’ca kardeşler topluluğu olamaz. Kendi nefsi için arzuladığı bir şeyi mümin kardeşi içinde istemeyen kimselerden meydana gelen bir topluluk da İslam’ca kardeşler topluluğu olamaz. Kardeş, kardeşin hukukunu gözetip korumuyorsa, onun farklı meziyetlerini, tecrübesini, ilim ve irfanını dikkate alıp, ona gereken kıymeti vermiyorsa, biz kardeşiz demek, içi boş bir söylemden öteye geçmez. Şu ayet-i kerimeyi her yerde, kardeşliğimizin delili olarak gösteririz. Hucurat 10: “Bütün müminler kesinlikle kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah’tan ittika edin, O’na sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilahi merhamete mazhar olursunuz.” Bizler, bu ve benzeri ayetleri dikkate alarak, emredildiği gibi tek vücut bir kardeşler topluğu olamaz isek, hiçbir saadete eremeyiz. Zafer; birliğin dayanağı mahir bir lider ve iyi eğitilmiş, madden ve manen güçlü, birbirlerine iman kardeşliği ile sıkça bağlı disiplinli bir kadro ile kazanılır. Böyle bir kadro, önde yürüyenlerin, gayreti, adaleti, hidayeti, feraseti, görevleri ehliyetli ve liyakatli kimselere verme dirayeti ile oluşur. Başka insanlarla ilgilendiği kadar, kurmay ekibinin ve ordusunun haliyle, eğitimiyle ilgilenmeyen bir komutanın başarılı olabildiğini tarih yazmıyor. Hucurat Suresi’nin 11. ayetini birlikte tefekkür edelim: “Ey iman edenler, içinizden bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Olabilir ki alay edilenler, öbürlerinden daha hayırlıdır ve kadınların bir kısmı da başka kadınlarla alay etmesin. Olabilir ki alay edilen kadınlar, öbürlerinden daha hayırlıdır ve birbirinizi kınamayın ve kötü lakaplarla çağırmayın. İnançtan sonra buyruktan çıkmışlara ait adlar, ne de kötüdür ve kim tövbe etmezse artık onlar, zulmedenlerin ta kendileridir.” Bu ayet; müminlerin kendi içlerinde uyacakları önemli bir ahlâk kuralını beyan eder.

VE YİNE

Yine Hucurat Suresi 12. ayetinde uyulması gereken bir başka edep ise şöyle beyan edilir: “Ey iman edenler. Birbiriniz hakkında, yersiz zanda bulunmaktan kaçının. Çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz! Öyleyse adam çekiştirmekten de, öylece iğrenin ve yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir ve çok merhametlidir.” İman ve kardeşliği esas alan bir toplulukta lider ve kadro; ilim ve hikmetle değil de zanlarla hareket ederek, yetişmiş bir takım insanları faaliyet dışında tutarlarsa, ortada birlik de kalmaz, huzur ve kardeşlik de kalmaz. Yolumuzu Kur’an ve sünnetle düzene koyanlardan isek, o takdirde, kendi kabullerimizle değil, Kur’an ve sünnetin önümüze koyduğu esaslara göre hareket etmeliyiz. Bilinsin ki üstünlük; sıfatlarda, soy ve sopta değil, İslam’a din ve düzen olarak bağlılıkta yani takvadadır.

ALLAH KİMİ SEVER?

Bu sorunun cevabını Saf Suresi’nin 4. ayetinde Kur’an bize şöyle cevaplandırır: “Allah kendi yolunda, İslam uğrunda duvarları kurşun dökülerek, kenetlenerek yapılmış sağlam bina gibi saf tutarak, cihat edenleri sever.” Bu ayette, Allah yolunda cihat edenlerin bir ordu disiplini içinde olmaları telkin ve teklif edilir ki Allah böyle bir kıvamda cihat edenleri sever. Peygamberimiz: “Mümin, müminin kardeşidir. Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir” buyuruyor ve  “Ey Allah’ın kulları, birbirinizle kardeş olunuz” diye emrediyor. Kardeşlikle iman arasındaki sıkı bağı ise Peygamberimiz şöyle beyan ediyor: “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip istemedikçe iman etmiş sayılmaz.” (Buhari, Müslim) Müminlerin kardeşliğini Peygamberimiz şöyle açıklar: “Birbirlerine karşı sevgi, şefkat ve acımalarında müminler tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız olunca diğer organları da uykusuzluk ve ateş ile onun rahatsızlığını paylaşır.” (Buhari) Dertlerin paylaşılmadığı, ilgisiz kalındığı bir anlayış, İslam kardeşliğine uygun düşmez. Yine Peygamberimiz şöyle buyurur: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslüman’ın, diğer Müslüman’a ırzı, malı ve kanı haramdır. Kalbini işaret ederek; takva buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” (Tirmizi) Müslüman, Müslüman kardeşine zulmetmez, onu tehlike anlarında, sıkıntılı durumlarında yalnız bırakmaz. Peygamberimiz: “Kim kardeşinin ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse Allah da o sebeple onu kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter” buyurmaktadır. Biz Müslümanlar arasında bu edep kaldı mı? Düşünmek gerekir.

ARKADAŞLIK

Peygamberimiz buyuruyor: “Sadece müminle arkadaşlık et. Senin yemeğini muttaki olan yesin.” Başka bir hadiste; “Kim bir Müslüman’a zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim de bir Müslüman ile nizaya, husumete girerse Allah da onunla husumete girer” buyrulmaktadır. İnsanların arasını düzeltmek sadakadan daha kıymetlidir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk dini kazır, yok eder. İmanın en güçlüsü, Allah için dostluk ve Allah için düşmanlıktır. Yine Allah için sevmek ve Allah için nefret duyup kızmaktır. Kişi sevdiği ile beraberdir. Kişi, dostunun dini üzeredir. Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir; tanışıp uyuşanlar birleşir, uyuşmayanlar ayrılır. Sağlam bir ipe dizilmiş tespihin tanelerini bir arada imame tutar. Selam hidayete tabi olanlara…