Bayramı ata yurdumuzda geçirmek üzere Erzurum’a doğru yol alırken yolumuz Tosya ilçesini bir miktar geçtikten sonra otoyolun alt kısmında yer alan bir köye uğradı. Cuma namazını kılmak üzere bu köye girip caminin önünde arabayı durdurunca her yerde görülen Anadolu misafirperverliği ile karşılaştık. Caminin tam karşısında bir kahve vardı. Biz daha arabayı park etmeye uğraşırken orada vaktin girmesini bekleyen köylüler bizi masalarına davet ettiler, çay ikram ettiler ve Cuma namazından sonra yemek ikram etmek için ısrarcı oldular. Ama bizim hem vaktimizin darlığı ve hem de külfet olmamak için bu tekliflerini kabul edemedik. Kısa bir tanışmanın ardından iki çay içinceye kadar kendi köylerinde görev yapmış  bir isimsiz kahramandan, bir  İmam Hatiplinin başarı öyküsünden kâmilen bahsettiler. Çok ilginç olan bu başarı öyküsünden benzerlerinin çoğalması dileğiyle bahsetmek istiyorum. Hikâye şöyle:

Bundan yaklaşık 35 sene önce köye bir ilkokul öğretmeni tayin ediliyor. Ama bu öğretmeni diğerlerinden ayıran özellik İmam Hatip Lisesi mezunu olmasıdır. İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra öğretmen okulunu bitirmiş ve bu köye tayin edilmiş. Köye gelince kolları sıvamış ve gecesini gündüzüne katarak köyün en küçüğünden en yaşlısına  kadar herkesle ilgilenmiş ve adeta herkesin gıpta ederek baktığı bir kişi olmuş. Öyle ki herkes, “Keşke benim çocuğum da bu öğretmen gibi olsa” demeye başlamışlar. Bu arada öğretmen sürekli olarak kendisinin asıl eğitimini İmam Hatip Lisesi’nden aldığını ve her şeyini İmam Hatip’e borçlu olduğunu anlatıp durmuş. Başarısını kendisine değil, kendisine bu ruhu ve aksiyonu veren İmam Hatip Lisesi’ne bağlamış. Pek tabii olarak köylüler o güne kadar İmam Hatip Lisesi’nin varlığından dahi haberdar değillerdir. İmam Hatip mezunu olarak karşılaştıkları bu ilk karakter onları o denli etkilemiş ki bütün köylüler çocuklarının bu öğretmen gibi olmasını arzulamışlar. Bu isimsiz kahramanın da teşvikiyle ilk nesil çocuklar İmam Hatiplerde eğitim almaya başlamış ve ardından yıllar boyu sürüp gitmiş ve köyde herkes İmam Hatip mezunu olmuş.

Aradan uzun yıllar geçmiş, köyde her meslekten okumuş insan yetişmiş. Öğretmen, hâkim, savcı, doktor, avukat ve saire. Ama bunların meslekleri değişse de; değişmeyen özellikleri tamamının İmam Hatip mezunu olmaları olmuş. 

Bize bunları anlatan da Bursa’da ikamet eden ve yaz tatilini köyünde geçiren emekli bir tarih öğretmeni. Tabii o da İmam Hatip mezunu. Köyde hiçbir suç, hiçbir hırsızlık olayının olmadığını söylediler.  

Bu öyküden hareketle İmam Hatiplere sahip çıkma hepimizin üzerine yüklenmiş bir görev olduğunu hatırlatmak isterim. Elbette  bu okullarda da çok büyük zafiyetler vardır. Ama bunları da aşmanın yolu yine buralara sahip çıkmaktan geçer. Bir işte başarılı olmak için önce var olmak lazımdır. Kemiyet olmadan keyfiyet olmaz. İmam Hatipler artan sayılarına rağmen yekûn içerisinde halen daha çok az bir yüzdelik işgal etmektedir. Okul sayısı arttığı kadar talebe sayısı artmış değildir. Eskiden İstanbul’da öğrenci sayısı yedi bin kişiyi aşan okullar vardı. Ama şimdilerde öğrenci sayısı beş yüzü aşan çok az okul var.

Gerek İmam Hatip Ortaokullarına ve gerekse İmam Hatip Liselerine ne kadar çok öğrenci kayıt olursa o kadar çok işe yarar mezun çıkar. Hiçbir şey olamaz gözüyle bakılan öğrenciler dahi aslında en büyük şeye yani imana  sahip olarak çıkar. Her yol ayrımında emperyalist kâfirlerin hile ve tuzaklarına karşı sarsılmaz bir kale olarak dururlar.

Bu sözümüzden diğer okullarda dinsizlik öğretiliyor dediğimiz  anlamı çıkarılmasın. Ama şu bir gerçek ki diğer okullarda din öğretilmiyor, öğretilemiyor. Haftada bir saat Din Kültürü dersi ile ne öğretilebilir ki? İnsan cahil olduğu şeyin düşmanıdır, hakikatini unutmayalım. -Bütün eksikliklerine rağmen- keşke İmam Hatip müfredatı bütün gençlerimize verilebilse.

Gençliğimizi tehdit eden dinsizlik akımlarına karşı İmam Hatipler, gençliğimizin sığınacağı muhkem birer kaledir. Gerçek İmam Hatipli kimmiş onu da merhum Ali Ulvi Kurucu’dan okuyalım:

Ey ömrünü bir gayeye vakfeyleyen insan,

Göğsündeki imanına mazi bile hayran!..

Tebrik ediyor, bak seni, mabetler ezanlar,

Ey Hak yolunun yolcusu: Kurban sana canlar!..

Oldukça o yüksek idealler sana hâkim,

Sarsılmayan imanına zincir vuracak kim!

Alkışlıyor iclalini göklerde melekler,

Atide nesiller, senin irşadını bekler!..

İnsanlığa örnek ideal ufkuna yüksel;

Kopsun seni artık, canevinden vuracak el!..

Dünyalara hükmettiğimiz günleri yâd et...

Mabetleri, kürsüleri, minberleri şad et...

Ey şanlı emel kaynağı, nur çehreli yıldız!..

Ruhumdan kopan fırtınalar senden alır hız!..