Bugünü anlamak ve daha iyi okumak için bazen bir miktar gelinen yola bakmak gerekiyor. Bu bakışta tam bir muhasebeye ihtiyaç vardır. Özellikle ülkenin içinden geçtiği son yirmi yılın iyi anlaşılması ve anlatılması gerekiyor. Yirmi yılda yaşanan en büyük sıkıntı kurumların işleyişine, ilkelerin güçlendirilmesine ve söylemin bir gerçeklik zeminine oturtulması yerine popülizmin takipçisi olunması olarak görebiliriz.
Bunu daha da somutlaştırırsak herkesin kendi siyasal zeminini temsil problemine indirgemesi olarak ifade edebiliriz. Ülkeyi yirmi yıllık bir yönetimin eline terk edilmesinde bu gibi faktörler başat etken olmuştur. Bugün geriye doğru baktığımızda kendinde liderlik emareleri görenlerin de onlara bunu atfedenlerin de hepsinin aynı gölgenin altında buluşması bu kurumların, ilkelerin güçlendirilmesi yerine kişi popülizminin ardına sığınılmasından dolayı ortaya çıkan neticeler olarak karşımızda durmaktadır. Bu zaviyeden bakıldığında ülkenin halen daha en önemli meselesi gerçekçi çözümlerin, gerçekçi yaklaşımların karşılıksız kalması ve üstüne bir de elde avuçta duran iyi birkaç özelliğin de günden güne bu heves uğruna terk edilmiş olmasıdır. Bir taraftan hayal pazarlanıyor diğer taraftan da her gün yeni bir düşman yaratılıyor ve üzerine gidilerek gündem kaynatılıyor.
Belki algılar ile güçlü bir görüntü ortaya konabilir ve hatta bunun seçmen nezdinde bir karşılığı da olabilir ancak bu popülizmin vardığı yerde bir noktaya kadar gidebilir, o noktadan öteye geçemez. Onun için insana dokunmayan ama görüntü vermek için atılan her adım er ya da geç güncelliğini yitirecektir ve yitirmektedir. İftar sofraları, garip gurebaya bir poşet yardım vb. bunlar birer iletişim unsurundan başka bir şey olamaz. Gerçekten bu toplumun zayıf kesimlerinin derdine merhem olacak çözümlerin ötelenmesine ve halkın gerçek manada refaha kavuşmasına atılmış en büyük engellerdir bütün bunlar. Bu nedenle bu ülkenin gelip gidip düştüğü çıkmazların içerisinde bu nevi göz boyayıcılıklarının etkisi büyüktür. Bu yüzden hareketlerin en büyük özelliği onların ilkeleri ve gelişmiş kurumsal bütünlükleri, hafızaları ve yapabiliriteleri ile her zaman hazır olduklarından asla kapladıkları gerçek paydayı kaybetmezler.
Bu nedenle hareketlerin toplumla bağı bu bütünlüğü kaybettiklerinde kaybolur. Son yirmi yılda hakiki ile sahtenin birbirinden farkının belirginleştirilememesinde en büyük etkenlerden biri hamaset severlerin oynadıkları rollerin etkisi ile olmuştur. Onlar insanları inanç kıskacına alarak sürekli meselenin yönünü değiştirerek gerçek problemleri örttükleri gibi inançlı insanların gönüllerinde kırılmalara neden olmaktadırlar. İnsanların yaşantılarındaki problemlerin, darlıkların dünyaya dönük yönlerini bir kenara bıraktırmaya çalışarak; insanları gerçekçi olmayan bir metafizik alana sürüklediklerinden nihayetinde toplumsal büyük çatlaklar ortaya çıkmaktadır.
Öncelikle iklimin değişmesi gerekiyor. Çünkü insanların soluk almaları ve bunu hissetmeleri en önemli önceliklerdendir. Bu nedenle baştan sona her şeyi yeniden inşa etmek gerekiyor. Kurumları, ilkeleri güçlendirip insanları bu ilkeler etrafında birleştirmek, yolun yarılanması adına önemlidir. Ağır hastalıkları olanları, çoktan zihnen göçmüş viraneleri ıslah etmek gerekiyor. Her şeyden evvel toplumun bir parçası olduğunu fark etmek iyileşmenin ilk emaresi olabilir. Kısaca metruk bir alanda bir hareketin yeniden boy vermesi oldukça zordur. Bilge Mimar Turgut Cansever’in ifade ettiği gibi; “Dünyada hiçbir çözüm ebediyen geçerli değildir. Açık uçlu, gelecek nesillerin iradesine ipotek koymayan çözümler peşinde olun.” Bu ifadeyi hangi meseleyi düşünürken önüne koysan insana bir ufuk ve irade sunuyor. Bu da umudu işaret ediyor. Hoşça bakin zatınıza…