Türkiye uzun zamandan beri seçimlere odaklı gündemlerle meşgul edilirken, dış politikada olağanüstü gelişmeler oluyor. Ülkemizin güvenliğini doğrudan etkilemesi muhtemel olaylar seçim tartışmaları yüzünden olması gerektiği ölçüde kamuoyu tarafından konuşulamıyor. Bu doğrultuda gerek S-400’ler, F-35’ler, Patriotlar üzerinden işin içine ABD, Rusya ve NATO’nun doğrudan müdahil olduğu tartışmalar, gerek Doğu Akdeniz üzerinden Kıbrıs, Akdeniz ve Ege’yi de içine alan gelişmeler, gerekse de Suriye meselesinin yanında İran’ın Amerika tarafından doğrudan tehdit edilmeye başlanması can alıcı noktalar olarak gündemdeki yerlerini koruyor. Bu başlıkların sonuçlarıyla ilgili doğru çıkarımlar yapmanın zamanı da, Türkiye açısından gelmiş ve geçmek üzeredir. Hatırlanacağı gibi iktidar geçmişte kamuoyunun ciddi endişelerine rağmen uyarıları dikkate almamış, Suriye’de yanlış adımlar atmış, ne yazık ki bugün Suriye’yi en önemli baş ağrısı sorunumuz haline getirmiştir. İstişareden uzak, sonuçları hesap edilememiş bir kararın, iyi ve sağlıklı yürütülememiş bir sürecin ülkemiz için nelere mal olduğu bugün çok daha net olarak anlaşılmaktadır.

Tam da bu noktada böylesine karmaşık bir dış politik manzara ile karşı karşıya kalmışken acil olarak bazı adımların atılması şarttır. İktidarın ilk yapması gereken şey dış politikadaki gelişmelerle ilgili bilgilendirmeler yapmak ve istişarelerde bulunmak üzere muhalefete bir araya gelme çağrısı yapmasıdır. Yaşadığımız dönem kritik bir dönemdir. Bugün olayları birlikte masaya yatırabilmek ve gerekirse dış dünyaya karşı birliktelik mesajları vermek dışarıda sonuç almamız açısından önemlidir.

Bu tarihi bir çağrıdır. Yaklaşan Ramazan Bayramı da fırsat bilinmeli ve milli hedeflere kilitlenmiş kararlılık görüntüsü verilmelidir. Bu ortak irade beyanı en iyi savunma silahlarından daha etkili sonuçlara sahiptir. İçerideki iktidar hesapları, kutuplaşma ve dağınıklık ortamı dış politikadaki bütünlüğün en büyük düşmanıdır. Bunu ortadan kaldırmak ve birlik ve beraberliği sağlamak iktidarın milli güvenliğimizi ilgilendiren en önemli görevidir. 

İktidarlar geçici ülkemiz, milletimiz kalıcıdır. Dış politika iç siyasi tartışmalara kurban edilmeyecek kadar hayati bir alandır. Bugün atacağımız doğru adımlarla geleceğimizin şekilleneceği gerçeği asla unutulmamalıdır.

Vakit nefislere galebe çaldırma değil, aklıselime sığınma vaktidir.

Zaman kamplaşma diline son verip, içerde toparlayıcı bir yaklaşıma acilen dönme zamanıdır.

Dönem dış politikada “Kriz Masası/Ortak Akıl” oluşturma ve herkesin buraya katkısını alma dönemidir.

Şimdi proaktif bir anlayışla “Çok Taraflı Diplomasi” atağı başlatılmalı ve sanki bir Kurtuluş Savaşı veriyormuş gibi muhalefet partilerinin de katkılarıyla dış politikada etken bir yol haritası hayata geçirilmelidir. Bütün yaşananlara rağmen bölge ülkeleriyle başta Suriye ve Mısır olmak üzere ilişkiler tamir edilmeye çalışılmalıdır. Pakistan ve İran ile karşılıklı fayda merkezli yeni açılımlar ortaya konulmalıdır. Bazen hayatta ve ayakta kalabilmek için “Her şeyi göze almak” gerekebilir. Dış politikada bu dönem o dönemdir. Atılmak istenen bazı adımların “yarını” olmaz. Öyle zaman dilimleri olur ki, “Yarın artık bugündür” gerçeğine göre hareket etmek olmazsa olmazdır.

Unutulmamalıdır ki, içerde siyasi rekabet ancak güvenle yaşanabilecek ve bütünlüğünü koruyabilmiş Türkiye’de bir anlam ifade eder. Yarın ah – vah para etmez. İçinde bulunduğumuz durum ne yazık ki, Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı’daki siyasi ve psikolojik ortama çok benziyor. Sanki bir kıvılcım bekleniyor da, tek eksiklerimiz Yavuz ve Midilli kalmış gibi bir hava var. Şurası artık çok net; ya aklımızı başımıza alacağız ya da aklımızı başımızdan alacaklar.