Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hz. Yusuf; “Ey Rabbim; sen bana mülkü; ülke ve yönetimini verdin ve hadiselerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette beni koruyan ve destekleyen velim sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler, erdemli insanlar arasına kat” duasında bulunmuştur. Mülk; güç yetirmek, hâkimiyet kurmak, sahip olmak, tasarrufta bulunmak, iktidar olup yönetmek anlamında kullanılır. Allah, Hz. Yusuf’u Mısır’ın yönetiminde söz sahibi ve yönetici yapmış ve ayrıca ona rüyada ve hayatta yaşanan olayların hakikatini anlayıp yorumlamayı öğretmiştir. Yani iktidar gücü, ilim ve feraset vermiştir. Gökleri ve yeri yaratan ancak Allah’tır. Allah, dünyada ve ahirette yaratılmışların ve insanın tek velisi; yöneteni, rızık vereni ve koruyanıdır. Son arzu olarak Hz. Yusuf, Allah’tan; “Ey Rabbim beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat” talebinde bulunuyor. Bizim de talebimiz bu olmalıdır. Ümmet olarak; fert ve toplumu hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüklere mani olan lider ve kadro olarak, Müslümanlar olarak ölmeyi ve salihler zümresine dâhil edilmeyi talep etmeliyiz. Bu kendiliğinden olmaz. Allah; Peygamberimizin şahsında ümmete ve liderine; Hud 112: “O halde sen de, tövbe edip seninle birlikte olanlar da emrolunduğunuz gibi dosdoğru olunuz ve aşırı da gitmeyiniz” emrinde bulunuyor. Bu emir üzerinde, herkesin hakikaten düşünmesi gerekir. Ve Rabbimiz Allah bize görevimizi ve uyacağımız kitabı şöyle emrediyor. Şura 15: “Şu halde sen, hemen davet et ve emrolunduğun gibi istikamet sahibi ol. Onların hevalarına; arzu ve kanunlarına uyma. Ve de ki: Allah’ın indirdiği her kitaba iman ettim. Aranızda adaletli olmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle sizin aranızda çekişmeye gerek yoktur. Allah hepimizi bir yere toplar. Dönüş yalnız O’nadır.” Ümmet ve liderin temel görevi; fert ve toplumu, tevhit inancına, bir hayat düzeni olarak İslam’a davet etmektir. Kendimize; “Topluma ne anlatacağız?” sorusunu soruyoruz. Fert ve topluma neyi ne şekilde anlatacağımızı Kur’an bize anlaşılır, yoruma muhtaç olmayacak şekilde anlatmıyor mu? Elbette anlatıyor. Topluma anlatacağımız şey; itikat ve düzen olarak İslam’dan başka bir şey değildir.
İSTİKAMET
Allah; “Emrolunduğun gibi istikamet sahibi ol” diyor. Sadece, “Doğru ol” demiyor. Yine Rabbimiz sadece; “Oku” demiyor. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diyor. Günümüzde herkes doğru olmak ve okumak istiyor. Yaklaşık sekiz milyar insandan doğruluk ve okumak istemeyen hiçbir kimse çıkmaz. Fakat doğruluk ve okumak herkesin kendisine göre olduğu zaman bir işe yaramıyor. Gerçekte yanlış, kötülük ve pislik olan birçok işi yapan insanlar, kendi mantıkları içerisinde doğru işler yaptıklarını söyleyebiliyorlar. AB’yi muteber medeniyet kabul ettirmek, faizci kapitalist düzeni yürütmek veya adam öldürmek için kurulmuş bir teşkilatın liderini dinlerseniz, onun da kendisine göre bir gerekçesi vardır. Fahişe; “Topluma hizmet ediyorum” diye bir gerekçe gösterebilir. Hırsız; «Hakkımı alıyorum” diyebilir. Faizci; “Muhtaçların ihtiyacın karşılıyorum” diyebilir. Aklınıza gelebilen bütün kötülükler, kötülüğü yapana şeytan ve adamları tarafında süslü gösterilir. Burada önemli olan Allah’ın emrettiği şekilde istikamet sahibi olmak ve okumaktır. Yaptığımız işlerin, tercih ettiğimiz düzen ve kadroların doğruluğu, kendimize göre değil, Kur’an’a ve Sünnete göre olmalıdır. Faizci Kapitalist düzeni yürüten muhafazakâr ve sosyal demokrat kadroları savunan insanlara; faiz, zina, kumar, içki ne olacak dendiği zaman, “Eskiden de faiz vardı, bu işler birden olmuyor” diyorlar. Birisine; “Peygamberimiz zamanında da faiz vardı, ancak o faize, zinaya, içkiye ve kumara karşı mücadele etti ve bunların hepsini ortadan kaldırdı” dendiğinde, ama ile başlayan cümlelerle inadını sürdürmesi, İslam’ın hangi ölçüsüne uygun düşer?
KARARLAR
Alınan kararlar, kararı alanlarla içli dışlıdır. Bütün kurallar, o kuralları koyanların kişiliğini, şahsiyetini yansıtır. Onun için Allah; “Eğer bu ilim; Kur’an sana geldikten sonra bunların hevalarına, kurallarına uyarsan, sen de zalimlerden olursun” diyor. Müslüman’ın bütün işleri ve aldığı kararlar, Kur’an ve sünnet ölçüsü iledir. Hepimiz Rabbimizin huzurunda toplanacağız. Dönüş sadece Allah’adır. Milli Görüşçüler, aldığı karalarda ve tabi olacağı kurallarda, İslam’ca olmaya gayret ederler. Bunun için lider ve kadro olarak şu özelliklere sahip olmak gerekir: 1-Her şeyden önce güçlü bir imana sahip olmak, 2-İhlâs ve sadakat sahibi olmak, 3-Allah’ın yardımını istemek, Allah’a olan güven duygusunu muhafaza etmek, 4-Önde olmanın tüm sorumluluğunu benliğinde hissederek o emanetin ağırlığı karşısında sürekli uyanık olmak, 5-Eğitim ve öğretime önem vermek, imanı ve cihat şuurunu güçlendirmek, önde olan kadroyu muhafaza etmek, 6-Görevin hakkıyla yerine getirilmesine yardımcı olacak unsurdan birsi de Allah için sevmek ve Allah için kardeşler topluluğu olmak. Bu da kendiliğinden olmaz. 7-Plan, program ve hedefleri en ince bir şekilde tayin etmek, plan ve programın uygulanmasında ve hedeflerin yakalanmasında çıkabilecek tüm engelleri ortadan kaldırmak. 8-Görevlerde ihsan sahibi olmak. 9-Güzel ahlâk sahibi olmak, Milli Görüş davası ancak, güzel ahlâk ile hayata hâkim kılınabilir. 10-Keyfiyet sahibi olmak. Elde edilen başarısızlıkların temelinde, kalplerin zedelenmesi, amellerin bozulması gelir. İtikat, fıkıh, kavram ve eylem birliğini sağlayan kadrolar başarılı olur. Hakkı savunan lider ve kadro; Allah yolunda hakkını vererek mücadele ederse, Allah onlara zaferi nasip eder. Selam hidayete tabi olanlara…