Selçuklu sultanı Kılıçarslan Danişmentoğulları’na saldırıp Sivas ve Malatya’yı alınca Danişment beyi Nureddin’e sığınmış ve topraklarını geri almasını istemişti. Sonuçta o artık İslam dünyasında bir lider olarak ortadaydı. Bakın gerçekten de bir lidere yakışan şekilde sorunu nasıl çözdü; ilk olarak Kılıçarslan’dan aldığı toprakları Danişmentliler’e geri vermesini istedi. Ancak olumlu cevap alamayınca kendisi harekete geçti ve Anadolu Selçuklularından bu iki şehri geri alıp sahiplerine verdi. Ortada böyle bir güç olmasına rağmen kibire girmedi ve Kılçarslan’a bir öğretmen, bir baba gibi yaklaştı ve onu eğitmeye çalıştı. “Sen Rumlarla aynı sınırı paylaşıyorsun, fakat cihad etmiyorsun. Ülken İslam ülkeleri arasında büyük bir yer kaplamasına rağmen sen daha fazlasını istiyorsun. Ve başka bir İslam ülkesine saldırıyorsun. Bundan sonra Müslümanlara saldırmayacak ve düşmanla mücadele edeceksin. Bu mücadelede benimle beraber cihada katılacaksın” demişti. Gerçekten de bu uyarılar Kılıçarslan üzerinde tesir etmiş ve bundan sonra hem Nureddin ile ortak hareket etmiş hem Danişmentliler ile uğraşmamış hem de cihad çalışmalarına son derece ağırlık vermişti.
Selahaddin’in Anadolu Selçukluları ile ilişkileri de yine çok manidar olmuştu. İki taraf arasında ilk olarak bir kale sebebiyle anlaşmazlık çıkmış ve gerçekleşen savaşı Selahaddin’in ordusu kazanmıştı. Ancak bu zaferden sonra Selahaddin de kibire kapılıp daha ileri gitmemiş ve bunu Selçuklu’ya yazdığı şu manidar mektup ile anlatmıştı: “Malumdur ki, biz İslâm’ın galip gelmesini, küfrün mağlup olmasını istiyoruz. Müslümanların kâfirlere karşı kuvvetli olmasını, Allah’ın âdet ettiği üzere İslâm askerlerinin kâfir ordularına muzaffer olmasını istiyoruz. Kılıçarslan Rumlarla anlaşma yaptı. Myriokephalon Savaşı’nda Bizans’ı ağır şekilde yendi... Allah bilir ya, onların (yani Selçukluların) heybetini yıkmak ve hatalı fikirlerinden dolayı cezalandırmak istemedik.”
Kısa zaman sonra zamanında da bu kez Artuklular üzerinden Anadolu Selçukluları ile gerginleşen ilişkiler vuku bulmuştu. Selahaddin’in himayesindeki Artuklu beyinin şarkıcı bir kadın için Kılıçarslan’ın kardeşi olan eşine iyi davranmaması üzerine Kılıçarslan Artuklu beyine karşı harekete geçmiş Artuklu beyi Nureddin ise Selahaddin’e sığınmıştı. Selahaddin ordusunu toplayıp Selçuklu karşısına çıktığı zaman Sultan II. Kılıçarslan durumun ciddiyetini anlamış ve veziri Ihtiyâreddîn Hasan’ı bir anlaşma yapmak için Sultan Salâhaddîn’in yanına göndermişti. Vezir Ihtiyâreddîn Sultan Salâhaddîn’in savaş konusunda ciddî ve yanındaki ordunun da güçlü olduğunu gördüğünde Salâhaddîn’i en can alıcı yerinden yakalamasını bildi. Selçuklu veziri ona şu şekilde hitab etti, “Sen sultanların en büyük, en şanlı en şöhretlilerinden birisin. Halkın senin Haçlılarla anlaşma yaptığını ve cihadı terk edip ülkenin çıkarlarını bir kenara ittiğini... bütün Müslümanlara faydalı bir işten yüz çevirdiğini... senin ve askerlerinin bir kahpe şarkıcı için yollara düşüp masraflar ettiğini duyması kadar büyük bir kötülük düşünebiliyor musun? Yarın Allah Teala’ya ne mazeret beyan edeceksin?” demişti.
Selahaddin ise vezire, “Sen haklısın. Fakat himayeme giren birini yalnız bırakmam doğru olmaz. Nûreddîn ile konuşup anlaşmaya çalış” dedi. Böylece iki Müslüman hükümdar arasında bir savaş ve boş yere kan dökülmesi önlenmiş oldu. Neticede iki taraf arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre de, Nûreddîn Muhammed bir yıl sonra şarkıcı kadından vazgeçerek karısına döndü.
İslam birliğinin oluşması için dahilde de tüm tefrika ve fitne olacak oluşumların da yok edilmesini ilke olarak benimseyen bu iki lider bu doğrultuda ilk olarak Şii Fatımileri yok etmiş ardından tam bir bölücü hareket olan Haşhaşi-Batınileri de sorun olmaktan çıkarmışlardı.
İşte tüm bunlar İslam birliğinin nasıl kurulduğunu bize en güzel bir şekilde göstermeye yetiyor. İki sultan da güç bizde artık deyip kaba bir kibire kapılsalardı birlik olmayacağı gibi düşmanlık ve çatışma da muhakkak olacaktı.