Türkiyemizde aile yapımızın son yıllarda büyük ifsat dalgalarına maruz bırakıldığı ve halen de devam ettiği herkesin malumu.

Bir iki örnek vermek gerekirse:

Zinanın suç olmaktan çıkarılması ile başlayan büyük tahribat devam ediyor mu? Ediyor.

Her türlü serbestinin kendilerine tanınması ve örgütlü olarak hareket etmeleri sebebiyle lanetli fiiller ve faillerinin yaptığı tahribatlar devam ediyor mu? Ediyor.

Gıda güvenliğimizi tehlikeye atan yasal düzenlemeler ve pratik uygulamaları sebebiyle, beslenme yoluyla oluşan tahribatların aileye yansıması devam ediyor mu? Ediyor.

Devletin kontrolünde olan veya olmayan fuhuş sektörünün, geometrik olarak artışı ve bunun aile hayatına yaptığı zararlı etkileri sürüyor mu? Sürüyor.

Küçük, büyük her yaştan aile fertlerini etkileyip facialara sebep olan, resmi ve gayrı resmi kumar çeşitleri ve alışkanlıkları internette ve her sokakta serbestçe işlenerek tahribat yapmaya devam ediyor mu? Ediyor.

Sözde kaldırılan “ İstanbul Sözleşmesi” esas alınarak hazırlanıp yürürlüğe konulan, 6284 ve benzeri kanunların uygulanmasının açtığı muazzam yaralar derinleşerek devam ediyor mu? Ediyor.

Evlenme oranlarının azalması, boşanmaların ise tavan yapması grafiğinin yön hareketi halen devam ediyor mu? Ediyor.

Bakanlığın verdiği bilgilere göre her hafta en az beş bin uyuşturucu satıcısı ve torbacısı yakalanıyormuş. Bunların yakalanmadan önceki faaliyetleri ve henüz yakalanmayıp işine devam edenleri bu kirli sektördeki faaliyetleri ile gençlerimizi ve çocuklarımızı uyuşturucu batağına çekmekte oldukları doğru mu? Doğru.

Gençlerimiz üzerinde ahlaki ve manevi tahribatlar oransal ve sayısal olarak artıyor mu? Artıyor.

Aileyi yakından etkileyen diplomalı ve diplomasız işsizlik artarak devam ediyor mu? Ediyor.

Örnekleri çoğaltmaya devam edelim mi? Etmeyelim.

Bütün bu ve benzeri, aile yapımızı ifsat eden olgular maalesef var ve devam ediyor.

Aile yapısının sağlam olmasının önemini bilen kişi ve kuruluşlar ise bu ifsatlara karşı bu yapıyı savunmak için mekanizmalar da kuruyorlar. Sözünü edeceğimiz “MAAİLE” dergisi de bu tür bir savunma ve mücadele aracı olarak 7 sene önce yayın hayatına başladı. Millî Gazete ailesine bağlı olarak kurulan bu dergi, Millî Görüşçü hanımefendilerin bütün bu tahribatlara bakarak harekete geçmeleri ile doğdu. Sanıyorum bu sahada da bir ilk. İstanbul Sözleşmesi’nin aile üzerinde ifsatlarının başlamasından kısa süre sonra mücadele etmek için yayın hayatına sokuldu. Yayın kurulu ve yazar kadrosu tamamen hanımlardan oluşuyor. Herhangi bir maddi ücret almaları söz konusu olmaksızın, her ay muntazaman bir veya birkaç dosya oluşturup aile hayatımızı ifsat eden her konu ile mücadeleyi esas alıyorlar. Kültür, sanat, tarih ve hanımları ilgilendiren her konuda harıl harıl çalışıp bunu her ay Maaile’de işliyorlar. Şahsen de keyifle okuyup bilgilendiğimiz dergimize şükrolsun kurulduğundan beri aboneyiz. Geçen hafta 73’üncü sayısı dolayısıyla yayın kadrosunun kutlamalarına şahit olduk. Sevinçlerine ortak olduk.

Bugünlerde aile çok konuşulacak. Çünkü bu saydığımız ve yer darlığı sebebi ile sayamadığımız tahribat konularında, tedbirler alıp, bunu yürütecek çoğunlukları olduğu halde bu görevlerini tam olarak yapmayıp, aile yapımızın feminizmin etkisine girmesine adeta seyirci kalan ve hatta bunu zaman zaman teşvik eden AKP iktidarının; ailenin korunması hakkında bir anayasa maddesi teklifi TBMM’ye gelecek. Şundan eminiz ki konuşulacak olan bu konular Maaile dergimizin 7 yıldır gündeme taşıyıp işlediği ve dikkat çektiği konular olacaktır.

Bu güzel dergiye pratik olarak ulaşıp abone olmak çok kolay:

www.maailedergi.com internet adresinde bilgiler mevcut.

Konu ailemiz. Hepimizin ailesi. Bana ne deyip es geçilecek bir konu değil. Donanımlı olmamız gereken çok öneli bir konu. Bir gün evladımızın, hanımımızın veya eşimizin, hazırlanan bu tahribat tuzaklarına düşmeyeceğinin hiçbir garantisi yok maalesef. O halde bilgilendirme amaçlı ve özellikle aile üzerindeki ifsat dalgalarına karşı mücadele halinde olan bu derginin aile yuvamıza girmesini ve okunmasını sağlamalıyız.

BANA NE

“Bana ne” gölgesinde kalmasın,

Küçük sanılan diken budağı;

Bakarsın, büyümüş, gelişmiş,

Bir gün teslim almış bu dağı...